Çin Sahil Güvenlik ekipleri, Japonya'nın Doğu Çin Denizi'ndeki münhasır ekonomik bölgesinde (MEB) 'yargı yetkisi' kullanarak tatbikat gerçekleştirdi. Bu hamle, iki ülke arasındaki deniz ihtilaflarını yeniden alevlendirirken, Japonya'nın nasıl bir yanıt vereceği merak konusu. Çin'in bu eylemi, bölgedeki güç dengesi açısından kritik bir dönemeç olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı: Senkaku Adaları ve Doğu Çin Denizi'ndeki gerilim
Çin Sahil Güvenlik gemileri, Japonya'nın Okinawa Eyaleti'ne bağlı Senkaku Adaları çevresindeki suları da kapsayan bölgede, son haftalarda artan bir şekilde operasyonel faaliyet gösteriyor. Japon hükümeti, Çin gemilerinin MEB'e girişini 'izinsiz' olarak nitelendirirken, Pekin yönetimi bu suları kendi 'egemen hakları' çerçevesinde değerlendiriyor. Çin'in 'yargı yetkisi' kavramı, uluslararası hukukta devletin deniz alanlarındaki hakimiyet ve denetim yetkisini ifade ediyor. Bu yetkinin kullanılması, Tokyo'nun tepkisini çekerken, iki ülke arasındaki diyolojik kanalları da zorluyor.
Uzmanlara göre, bu tatbikat, Çin'in bölgedeki iddialarını konsolide etme ve uluslararası topluma 'fiili durum' yaratma stratejisinin bir parçası. Çin, 2021'de 'Sahil Güvenlik Kanunu'nu kabul ederek, kendi karasuları ve MEB'indeki yabancı gemilere karşı daha sert önlemler almasının önünü açmıştı. Bu yasa, Çin Sahil Güvenlik güçlerine, kendi yetki alanlarında 'yargı yetkisini' kullanma konusunda daha geniş bir yasal zemin sunuyor. Ancak Japonya, bu bölgenin uluslararası hukuka göre kendi MEB'ine dahil olduğunu savunuyor ve Çin'in eylemlerini 'provokasyon' olarak nitelendiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Büyük güç rekabeti ve deniz güvenliği
Bu olay, sadece iki komşu ülke arasındaki bir anlaşmazlık olarak görülmemeli. Çin'in denizlerdeki iddiaları, ABD ve müttefikleriyle olan rekabetin önemli bir parçası. Washington, Japonya'nın yanında durarak bölgedeki angajmanlarını artırıyor. Filipinler ve Vietnam başta olmak üzere Güney Çin Denizi'ndeki diğer ülkelerle yaşanan benzer gerilimler, Çin'in 'dokuz çizgili hat' iddiasının uluslararası hukukla çeliştiği yönündeki eleştirileri güçlendiriyor. Lahey'deki Daimi Tahkim Mahkemesi'nin 2016'da Filipinler lehine verdiği karar, Çin tarafından tanınmamış olsa da, uluslararası toplumun dikkatini bu bölgeye çekmişti.
Japonya'nın bu gelişmeye karşı vereceği yanıt, sadece ikili ilişkileri değil, aynı zamanda Hint-Pasifik bölgesindeki güç dengesini de etkileyecek. Tokyo'nun, Çin'in 'yargı yetkisi' tatbikatına karşı diplomatik protestolarla yetinmesi ya da daha güçlü bir askeri yanıt vermesi, gelecekteki angajmanların seyrini belirleyecek. Japonya, aynı zamanda, Quad ittifakı (ABD, Japonya, Avustralya, Hindistan) çerçevesinde ortaklarıyla koordinasyon halinde hareket etmesi beklenen bir ülke olarak, bölgesel güvenlik mimarisinde kilit bir rol oynuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin deniz yetki alanları ve uluslararası hukuk konusundaki hassasiyetleriyle doğrudan ilgili. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki münhasır ekonomik bölge ihtilaflarında benzer bir 'yargı yetkisi' tartışması yaşıyor. Çin'in bu hamlesi, uluslararası hukukun deniz yetki alanlarındaki uygulamalarına ilişkin önemli bir emsal oluştur sorunu. Ankara, kendi deniz sınırlarını koruma konusunda uluslararası hukuka vurgu yaparken, bu tür tek taraflı uygulamaları yakından izliyor. Ayrıca, Çin'in bölgedeki genişlemesi, Türkiye'nin deniz güvenliği ve enerji çıkarları üzerinde dolaylı etkiler yaratabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin, deniz hukuku bağlamında egemenlik haklarını koruma konusundaki kararlılığını sürdürmesi bekleniyor.