Çin, 25 Eylül 2024 tarihinde, Pasifik Okyanusu'na kıtalararası balistik füze (ICBM) fırlattı. Pekin yönetimi, daha önce nükleer başlık taşıyabilen füzelerini yalnızca kendi kara sınırları içinde denemişti. Bu kez füzenin okyanus üzerinde belirlenen bir hedef bölgesine gönderilmesi, Çin'in askeri yeteneklerini sergileme ve ABD ile arasındaki stratejik farkı kapatma kararlılığını ortaya koyuyor. Uzmanlar, bu hamlenin küresel güç dengesinde önemli bir değişikliğe işaret ettiğini belirtiyor.
Uzun menzilli füze denemelerinde yeni dönem
Çin, daha önce nükleer füze denemelerini genellikle kuzeybatıdaki İç Moğolistan ve Sincan bölgelerinde, karadan karaya yapıyordu. Bu denemeler uluslararası sularda gerçekleşmediği için sınırlı bir dikkat çekiyordu. Ancak bu kez fırlatılan füze, Pasifik Okyanusu'nda yaklaşık 12 bin kilometre menzile ulaşarak uluslararası sularda hedefini vurdu. Çin Savunma Bakanlığı, denemenin 'yıllık eğitim planının bir parçası' olduğunu ve 'herhangi bir ülkeyi hedef almadığını' açıkladı. Buna karşın, füzenin rotası ve hedef bölgesi, ABD'nin Guam ve Hawaii adalarındaki askeri üslerini tehdit edebilecek nitelikteydi.
Pekin yönetimi, bu denemeyle birlikte nükleer üçlü (kara, deniz ve hava tabanlı nükleer silahlar) yeteneklerini de göstermiş oldu. Çin, son yıllarda denizaltından fırlatılan balistik füzeler (SLBM) ve kara tabanlı ICBM'lerin sayısını artırarak nükleer caydırıcılığını güçlendirmeye çalışıyor. ABD Savunma Bakanlığı'nın yıllık raporuna göre, Çin'in nükleer başlık sayısının 2030 yılına kadar 1.000'e ulaşması bekleniyor. Bu deneme, Çin'in nükleer modernizasyon programının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Küresel güç dengesinde yeni denklem
Çin'in Pasifik'e füze fırlatması, ABD ile Çin arasındaki stratejik rekabetin askeri boyutunu daha da belirgin hale getiriyor. Uzun süredir ABD'nin askeri üstünlüğüne karşı asimetrik stratejiler izleyen Çin, son yıllarda geleneksel silah sistemlerinde de önemli ilerlemeler kaydetti. Hipersonik füzeler, uçak gemisi karşıtı balistik füzeler ve elektronik harp sistemleri gibi alanlarda yaptığı yatırımlar, Pekin'in bölgesel ve küresel ölçekte daha iddialı bir pozisyon almasını sağlıyor.
Bu deneme, aynı zamanda Çin'in 'Asya-Pasifik' güvenlik mimarisinde' de yeni bir sayfa açtığına işaret ediyor. ABD'nin müttefikleri olan Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Filipinler, Çin'in artan askeri faaliyetlerinden endişe duyuyor. Tayvan Boğazı ve Güney Çin Denizi'ndeki gerilimler, bölgede silahlanma yarışını hızlandırıyor. Çin'in bu füze denemesi, ABD'nin füze savunma sistemlerine karşı bir meydan okuma olarak da yorumlanıyor. Uzmanlar, Çin'in çoklu bağımsız hedefleme araçları (MIRV) taşıyabilen yeni nesil ICBM'ler geliştirdiğini ve bu sistemlerin ABD'nin savunma kalkanını aşabileceğini iddia ediyor. Öte yandan, Rusya'nın Ukrayna savaşı ve Orta Doğu'daki çatışmalar, küresel güçlerin dikkatini dağıtmışken Çin'in bu hamlesi, Pekin'in 'fırsat penceresini' değerlendirdiği şeklinde yorumlanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in bu füze denemesi, Türkiye'nin de içinde bulunduğu geniş Avrasya jeopolitiğini etkileyebilecek bir gelişmedir. Türkiye, NATO üyesi olarak ABD'nin füze savunma sistemlerine ev sahipliği yaparken, bir yandan da Çin ile ekonomik ilişkilerini derinleştirmektedir. Çin'in artan askeri gücü, Doğu Akdeniz ve Balkanlar'da dolaylı etkiler yaratabilir. Türkiye, Asya-Pasifik'teki güç dengesi değişimini yakından izlemeli ve kendi savunma sanayii hamlelerini bu yeni denkleme göre şekillendirmelidir. Ayrıca, Türkiye'nin Çin ile olan ekonomik bağımlılığı, askeri rekabetin tırmanması durumunda risk oluşturabilir.