Nobel ödüllü ekonomist Daron Acemoğlu ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında pek ortak nokta yok gibi görünüyor. Batı liberal demokrasi modelinin güçlü bir savunucusu olan Acemoğlu, 2024 Nobel Ekonomi Ödülü'nün ortak sahibi olarak, Çin liderinin ideolojik zıttı sayılabilir. Ancak Çin'in geleceğine dair kritik bir noktada, ikisi de aynı gerçeği kabul ediyor: Çin'in nüfusu küçülüyor ve bu durum, sanıldığı gibi bir felaket değil, belki de bir fırsat olabilir.
Nüfus Azalmasının Arka Planı
Çin, 2022'de altmış yıl sonra ilk kez nüfus azalması yaşadı. 2023'te bu düşüş hızlandı; ülke nüfusu 1,41 milyara geriledi. Bir zamanlar dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin, 2023'te Hindistan'a bu unvanı kaptırdı. Doğum oranlarındaki keskin düşüş, tek çocuk politikasının (1979-2015) uzun vadeli etkileri, kentleşme, kadınların iş gücüne katılımının artması ve artan yaşam maliyetleri gibi faktörlerle birleşti.
Birleşmiş Milletler tahminlerine göre, Çin nüfusu 2100 yılına kadar 800 milyonun altına düşebilir. Bu, küresel ekonomi ve jeopolitik dengeler açısından devrim niteliğinde bir değişim anlamına geliyor. Peki bu durum neden bazı uzmanlar tarafından bir "nimet" olarak görülüyor?
Daron Acemoğlu, nüfus azalmasının otomatik olarak ekonomik çöküş getirmediğini savunuyor. Aksine, azalan nüfusun kişi başına düşen kaynakları artırabileceğini, eğitim ve sağlık hizmetlerine daha fazla yatırım yapılmasına olanak tanıyabileceğini belirtiyor. Acemoğlu'na göre, kritik olan nüfusun niceliği değil, niteliği. Çin, genç ve eğitimli iş gücünü verimli kullanamazsa, nüfus azalması bir krize dönüşebilir; ancak doğru politikalar uygulanırsa, bu süreç yenilikçiliği ve refahı artırabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'in nüfus yapısındaki bu değişim, yalnızca ülke içi bir mesele değil. Küresel tedarik zincirleri, enerji talebi ve jeopolitik güç dengesi doğrudan etkilenecek. Çin'in imalat sektörü, ucuz iş gücüne dayalı büyüme modelini sürdüremez hale geliyor. Bu durum, bazı üretim faaliyetlerinin Güneydoğu Asya, Hindistan ve Meksika gibi bölgelere kaymasına yol açıyor. Ancak Çin, otomasyon ve yapay zekâ yatırımlarıyla bu açığı kapatmaya çalışıyor.
Öte yandan, yaşlanan nüfus, sağlık harcamalarını ve emeklilik yükünü artırıyor. Çin'in hane halkı tasarruf oranı yüksek; ancak bu tasarrufların verimli yatırımlara dönüştürülmesi gerekiyor. Acemoğlu, kurumların kalitesinin ve teknolojik adaptasyonun bu denklemin en kritik parçası olduğunu vurguluyor. Çin'in otoriter siyasi yapısı, kaynakların etkin dağıtımını zorlaştırabilir; ancak devlet kapasitesi güçlü olduğu için, hedeflenen politikalarla bu süreç yönetilebilir.
Batılı ekonomistler, Çin'in nüfus azalmasını "orta gelir tuzağı" ile ilişkilendiriyor. Ancak Acemoğlu, bu tuzağın kaçınılmaz olmadığını, kurumsal reformlarla aşılabileceğini savunuyor. Nitekim Güney Kore ve Japonya gibi ülkeler de nüfus azalması yaşıyor, ancak kişi başına gelirleri artmaya devam ediyor. Çin'in bu ülkelerden farkı, çok daha büyük bir nüfusa ve farklı bir siyasi sisteme sahip olması.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in nüfus azalması, Türkiye için hem ekonomik hem de jeopolitik sonuçlar doğurabilir. Çin, Türkiye'nin en büyük ithalat ortaklarından biri; nüfus düşüşü ve üretim maliyetlerinin artması, Çin'den yapılan ithalatın pahalanmasına yol açabilir. Bu durum, Türkiye'nin yerli üretimi ve ihracatını olumlu etkileyebilir. Ayrıca, Çin'in "Kuşak ve Yol" girişimi kapsamındaki yatırımları, nüfus ve iş gücü dinamiklerinden etkilenebilir. Türkiye, genç nüfusuyla bölgesel bir avantaj elde edebilir; ancak bu avantajı kullanmak için eğitim ve teknolojiye yatırım yapması gerekiyor. Çin'in yaşlanan nüfusu, küresel tedarik zincirlerinde kaymalara neden olarak Türkiye'ye yeni fırsatlar sunabilir.