Çin, Hindistan’a yönelik ilgisizliğini, Hintlilerin Batı karşısında yaşadıkları aşağılanma sürecinden Çin’in çıkardığı dersleri henüz tam anlamıyla özümseyemedikleri gerekçesine dayandırıyor. Pekin yönetimi, 19. yüzyılda Batılı güçler tarafından maruz bırakıldığı “yüzyıllık aşağılanma” döneminden kalkınma ve egemenlik bilinciyle çıktığını, buna karşın Hindistan’ın benzer bir tarihsel travmayı ulusal bir uyanışa dönüştüremediğini savunuyor. Bu algı, iki devasa Asya gücü arasındaki jeopolitik rekabetin sadece sınır anlaşmazlıklarıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda derin bir medeniyet ve zihniyet farklılığına dayandığını ortaya koyuyor.
Tarihsel Travma ve Ulusal Bilinç Farkı
Çin’in Batılı devletler tarafından paylaşılamadığı, imtiyazlı bölgeler ve eşitsiz anlaşmalarla parçalandığı dönem, Pekin’in modern dış politikasının temelini oluşturur. Mao sonrası reformlarla ekonomik büyümeye odaklanan Çin, aynı zamanda egemenliğine yönelik her türlü dış müdahaleye karşı hassasiyetini korudu. Hindistan ise İngiliz sömürgesi olarak geçirdiği dönemi daha pasif bir direnişle atlattı; bağımsızlık sonrası Bağlantısızlar Hareketi'nin öncüsü olmasına rağmen, ekonomik ve askeri alanda Batı’ya bağımlılık ilişkisini tam olarak kıramadı. Çinli analistlere göre, Hint elitleri hâlâ sömürge dönemi zihniyetini taşıyor ve bu da Yeni Delhi’nin küresel sahnede tam bağımsız bir aktör olmasını engelliyor.
Bölgesel Rekabetten Stratejik Rekabete
Himalayalar’daki sınır anlaşmazlıkları ve Pakistan ile Hindistan arasındaki gerilim, Çin-Hindistan rekabetinin en görünür boyutları. Ancak Çin, Hint Okyanusu’nda artan nüfuzu, Kuşak ve Yol Projesi’nin (BRI) Güney Asya ayağı ve Pakistan ile stratejik ortaklığıyla Hindistan’ı çevreleme politikası izliyor. Buna karşılık Hindistan, ABD, Japonya ve Avustralya ile Dörtlü Diyalog (Quad) kapsamında iş birliğini derinleştiriyor. Yine de Çin, Hindistan’ın bu ittifakı tam anlamıyla bağımsız bir dış politika yürütmekten alıkoyduğunu düşünüyor. Pekin’e göre, Hindistan’ın Batı’ya askeri ve teknolojik bağımlılığı, onu Asya’da gerçek bir dengeleyici güç olmaktan çıkarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Çin ve Hindistan arasındaki bu zihniyet rekabetini kendi dış politika stratejisi açısından iki ucu keskin bir bıçak olarak değerlendirmeli. Bir yandan Çin’in BRI’sına verdiği destek ve Pakistan ile yakın ilişkileri, Hindistan’la olan bağlarını sınırlayabilir. Öte yandan Türkiye’nin Orta Asya’da artan nüfuzu, her iki ülkeyle de dengeli ilişkiler kurmasını gerektiriyor. Bu gelişme, Türkiye’nin Asya’da otonom bir aktör olarak hareket etme kapasitesini test ediyor; çünkü Ankara’nın ne tam olarak Çin’in “yeni tip uluslararası ilişkiler” vizyonuna ne de Hindistan’ın Batı yanlısı ittifaklarına kaymadan çok yönlü bir denge kurması şart.