Dünya sahnesinde iki rakip güç odağı, aynı hafta içinde birbirine taban tabana zıt iki uluslararası toplantıyla küresel nüfuz mücadelesinin yeni bir perdesini araladı. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Rusya ve İran liderleriyle bir araya gelerek otoriter eksenin dayanışmasını sergilerken; Avrupa Birliği ülkeleri, G20 zirvesinde ABD'nin ticaret politikalarına karşı cephe alarak Batı ittifakındaki derin çatlakları su yüzüne çıkardı. Bu eş zamanlı gelişmeler, uluslararası sistemin çok kutuplu bir yapıya evrildiği ve geleneksel müttefiklik ilişkilerinin yeniden tanımlandığı bir dönüm noktasına işaret ediyor.
Çin'in Otoriter Dayanışma Zirvesi
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in ev sahipliğinde gerçekleşen üçlü zirve, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ı bir araya getirdi. Pekin'de yapılan görüşmelerde, Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki gerginlikler ve Batı yaptırımlarına karşı ortak direniş stratejileri masaya yatırıldı. Taraflar, çok kutuplu bir dünya düzeni inşa etme ve ABD hegemonyasına karşı alternatif bir güç bloğu oluşturma konusunda görüş birliğine vardıklarını açıkladı.
Zirvenin en dikkat çekici yönü, üç ülkenin de ABD'nin yaptırım baskısı altında olması ve bu yaptırımlara karşı ortak bir savunma mekanizması geliştirme iradesini ortaya koymalarıydı. Ukrayna savaşında Batı'nın desteğini alan Kiev'e karşı Moskova'ya verilen açık destek, İran'ın nükleer programı etrafındaki uluslararası müzakerelerde Çin'in Tahran'a arka çıkması, bu bloğun yalnızca sembolik değil, işlevsel bir işbirliğine de sahne olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, bu tür zirvelerin Batı merkezli küresel yönetişim sistemine alternatif oluşturma çabasının bir parçası olarak okunması gerektiğini vurguluyor.
G20'de Atlantik Hattı Çatırdıyor
Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de düzenlenen G20 Liderler Zirvesi'nde ise Avrupa Birliği ülkeleri, ABD'nin son dönemde uygulamaya koyduğu korumacı ticaret politikalarını açıkça eleştirdi. Almanya Şansölyesi Olaf Scholz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD'nin yerli üretimi teşvik eden yasalarının Avrupa şirketlerini olumsuz etkilediğini ve küresel ticaret kurallarına aykırı olduğunu savundu. Bu eleştiriler, ABD Başkanı Donald Trump'ın 'Önce Amerika' politikasının müttefikleriyle arasında açtığı derin yaraların bir göstergesi olarak değerlendirildi.
G20 zirvesi, aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerin Batı'ya yönelik artan güvensizliğini de gözler önüne serdi. Brezilya, Güney Afrika ve Endonezya gibi ülkeler, küresel finansal mimaride daha fazla söz sahibi olmak ve Batı kontrolündeki kurumların reforme edilmesi çağrısını yineledi. Bu durum, Çin'in öncülüğünü yaptığı BRICS grubunun ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi alternatif platformların çekiciliğini artırıyor. Değişen dünya düzeninde yalnızca askeri güç değil, ekonomik işbirliği ağları ve diplomatik nüfuz da belirleyici olmaya başladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, bu kutuplaşan dünya düzeninde hem NATO müttefiki hem de Rusya ile derin enerji ve savunma işbirliği bulunan bir ülke olarak hassas bir denge politikası izlemektedir. Çin-İran-Rusya hattının güçlenmesi, Ankara'nın Batı ile ilişkilerinde elini güçlendirirken, G20'deki Avrupa-ABD çatışması Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerini ve ticaret anlaşmalarını etkileyebilir. Türkiye'nin, bu yeni denklemde menfaatlerini korumak için çok yönlü diplomatik hamlelerini sürdürmesi ve bölgesel düzeyde etkin olması beklenmektedir. Ancak bu gelişmeler, Türkiye'nin Batı kurumlarındaki konumunu ve doğuyla olan enerji bağımlılığını da yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılmaktadır.