Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 'yeni dönem' söylemiyle kendi liderlik anlatısını inşa ederken, ülkedeki yapısal reformların geri planda kaldığı belirtiliyor. 'Yeni dönem' terimi, Xi'nin üçüncü dönemini kapsayan ve Çin Komünist Partisi'nin 20. Ulusal Kongresi'nde resmileşen bir çerçeveyi ifade ediyor. Ancak bu vurgu, ekonomik ve politik alanlarda somut reform girişimlerinin gölgede kalmasına neden oluyor. Xi'nin kişisel iktidarını pekiştirmesi, parti içi dengeleri ve ülkenin gelecekteki yönünü de etkiliyor.
Arka Plan: Kişisel Tarih Yazımı
Xi Jinping, iktidara geldiği 2012 yılından bu yana, kendi liderlik dönemini 'yeni dönem' olarak tanımlayan bir söylem geliştirdi. Bu söylem, Mao Zedong ve Deng Xiaoping gibi önceki liderlerin dönemlerini takip eden bir kronoloji oluşturuyor. Xi'nin dönemi, Çin'in küresel bir güç haline geldiği bir süreç olarak tanımlanıyor. Özellikle 'Çin Rüyası' kavramı ve 'Büyük Canlanma' hedefiyle özdeşleştiriliyor. Ancak bu anlatı, ekonomik büyüme hızının yavaşlaması, borç krizi ve teknoloji sektöründe artan devlet müdahalesi gibi somut sorunları gölgede bırakıyor.
Xi'nin liderlik modeli, partinin ve devletin en üst kademesinde yoğunlaşan bir güç yapısına dayanıyor. 2018'de yapılan anayasa değişikliğiyle başkanlık süresi sınırlamasının kaldırılması, Xi'nin süresiz olarak iktidarda kalmasını sağladı. Bu durum, parti içindeki potansiyel rakiplerin tasfiye edilmesi ve danışma organlarının etkisizleştirilmesiyle birlikte, Çin'deki yönetişim yapısının merkezileşmesini hızlandırdı. Özellikle COVID-19 salgını ve sıfır COVID politikaları, Xi'nin merkezi kontrolünü daha da artırdı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Xi'nin kendi tarihini yazma çabası, sadece iç politikayı değil, aynı zamanda Çin'in dış politikasını da etkiliyor. 'Yeni dönem' söylemi, Çin'in küresel rolünü yeniden tanımlama çabalarıyla paralel ilerliyor. Kuşak ve Yol Girişimi, Asya Altyapı Yatırım Bankası ve BRICS gibi platformlar üzerinden Çin, Batı merkezli dünya düzenine alternatif bir sistem inşa etmeye çalışıyor. Ancak bu girişimler, yolsuzluk, aşırı borçlanma ve şeffaflık eksikliği gibi eleştirilere maruz kalıyor.
Küresel olarak, Çin'in artan etkisi, ABD ve Avrupa Birliği ile rekabeti derinleştiriyor. Teknoloji alanında yarı iletkenler, yapay zeka ve kuantum bilgisayar gibi alanlarda yaşanan rekabet, ticaret savaşlarına ve yaptırımlara yol açıyor. Xi'nin 'yeni dönem' retoriği, Çin'in yumuşak gücünü artırmak ve otoriter yönetim modelini meşrulaştırmak için kullanılıyor. Ancak insan hakları endekslerindeki gerileme ve Hong Kong, Tayvan ile Güney Çin Denizi'ndeki gerilimler, Çin'in küresel imajına zarar veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'deki 'yeni dönem' ve merkeziyetçi yönetim, Türkiye ile Çin arasındaki ikili ilişkileri doğrudan etkileyebilir. Türkiye, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında önemli bir ortak olarak öne çıkıyor. Ancak Xi'nin reformları yavaşlatması, Türk ihracatçıları için Çin pazarına erişimde zorluklar yaratabilir. Ayrıca, Çin'in Uygur Özerk Bölgesi'ndeki politikaları, Türkiye'deki kamuoyunda hassasiyet yaratıyor. Dolayısıyla, Çin'in iç siyasi dönüşümü, Türk dış politikasında denge arayışını zorunlu kılıyor. Sincan meselesi ve ticaret dengesizliği, iki ülke arasındaki en kritik başlıklar olarak öne çıkıyor.