Çin, uluslararası ilişkilerde sıkça kullanılan 'Küresel Güney' kavramına kendi tanımını kazandırmak için harekete geçti. Pekin yönetimi, Batı'nın Soğuk Savaş döneminden kalma 'Üçüncü Dünya' söylemine alternatif olarak ortaya çıkan bu kavramı, kendi jeopolitik ve ekonomik çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Çin Dışişleri Bakanlığı ve resmi medya organları, son dönemde 'Küresel Güney'in tanımını genişleterek, bu gruba yalnızca yoksul ülkeleri değil, aynı zamanda Batı ile rekabet halindeki orta gelirli ülkeleri de dahil ediyor.
Küresel Güney Kavramının Dönüşümü
Soğuk Savaş sonrası dönemde 'Küresel Güney' terimi, genellikle sömürgecilikten kurtulmuş, ekonomik olarak gelişmekte olan ve Batılı olmayan ülkeleri tanımlamak için kullanılıyordu. Ancak Çin, bu tanımı genişleterek, kavramı bir tür 'Batı karşıtı ittifak' çağrışımı yapacak şekilde kullanıyor. Pekin, özellikle son beş yılda, Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) aracılığıyla Asya, Afrika ve Latin Amerika'da altyapı yatırımlarını artırdı. Bu yatırımlar, Çin'in 'Küresel Güney' olarak adlandırdığı ülkelerle ekonomik bağlarını güçlendirdi.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 2023'teki BRICS zirvesinde yaptığı konuşmada, 'Küresel Güney'in yükselişinin dünya düzenini değiştirdiğini' vurgulamıştı. Xi, 'Gelişmekte olan ülkeler artık sadece kural alıcı değil, kural koyucu olmalı' diyerek, bu ülkelerin uluslararası kurumlarda daha fazla söz sahibi olması gerektiğini savundu. Çin'in bu söylemi, özellikle Batı'nın ekonomik yaptırımlarından ve siyasi baskılarından rahatsız olan ülkelerde yankı buluyor.
Çin'in Stratejik Hedefleri
Pekin'in 'Küresel Güney' tanımını yeniden şekillendirme çabası, birkaç stratejik hedefe hizmet ediyor. Öncelikle Çin, bu ülkelerle ticaret ve yatırım ilişkilerini derinleştirerek, ABD ve müttefiklerinin uyguladığı ticari kısıtlamaların etkisini azaltmayı amaçlıyor. İkincisi, Çin, BM ve G20 gibi platformlarda kendi pozisyonunu destekleyecek bir oy bloğu oluşturmaya çalışıyor. Son olarak, Pekin, 'Küresel Güney' söylemi üzerinden kendisini gelişmekte olan dünyanın doğal lideri olarak konumlandırmak istiyor.
Çin resmi medyası, son aylarda 'Küresel Güney' ile ilgili haberlerde belirgin bir artış gösterdi. Xinhua ve Global Times gibi kurumlar, bu ülkelerle yapılan iş birliklerini, ortak tatbikatları ve kalkınma projelerini öne çıkarıyor. Aynı zamanda, Çinli akademisyenler ve düşünce kuruluşları, 'Küresel Güney'in Batı'nın hegemonyasına karşı bir denge unsuru olduğu tezini işliyor.
Ancak Çin'in bu tanımı, bazı ülkelerde temkinli karşılanıyor. Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika gibi önemli 'Küresel Güney' aktörleri, Çin'in liderliğini otomatik olarak kabul etmiyor. Bu ülkeler, kendi bağımsız politikalarını sürdürme ve Çin ile Batı arasında denge kurma eğiliminde. Örneğin Hindistan, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'ne katılmamış ve sınır anlaşmazlıkları nedeniyle Pekin ile rekabet halinde.
Batı'nın Tepkisi ve Küresel Yansımalar
Batılı ülkeler, Çin'in 'Küresel Güney' tanımını kendi etkisini artırma aracı olarak kullanmasından endişe duyuyor. ABD ve AB, son dönemde Afrika ve Asya'da altyapı yatırımlarına yönelik yeni girişimler başlatarak, Çin'in etkisini dengelemeye çalışıyor. G7'nin 2022'de başlattığı 'Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklığı' (PGII), Çin'in Kuşak ve Yol projesine alternatif olarak sunuldu. Ancak bu girişimler, Çin'in hızlı ve büyük ölçekli yatırımlarına kıyasla henüz somut sonuçlar üretmedi.
Uluslararası ilişkiler uzmanları, 'Küresel Güney' kavramının tanımı üzerindeki mücadelenin, aslında küresel düzenin geleceğine dair bir mücadele olduğunu belirtiyor. Çin, bu kavramı kullanarak, Batı merkezli uluslararası sistemin alternatifini inşa etmeye çalışıyor. Ancak bu süreçte, 'Küresel Güney' ülkelerinin kendi çıkarları ve öncelikleri de belirleyici olacak. Birçok ülke, Çin ile ekonomik ilişkilerini geliştirirken, siyasi olarak bağımsız kalmayı tercih ediyor.
Önümüzdeki dönemde, Çin'in 'Küresel Güney' tanımını ne ölçüde kabul ettireceği, büyük ölçüde bu ülkelere sunduğu ekonomik ve siyasi faydalara bağlı olacak. Pekin, altyapı yatırımları, kalkınma yardımları ve teknoloji transferi gibi araçlarla etkisini artırmaya devam edecek. Ancak 'Küresel Güney' içindeki çeşitlilik ve Çin'in kendi ekonomik sorunları, bu hedefin önündeki başlıca engeller olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in 'Küresel Güney' tanımını yeniden şekillendirmesi, Türkiye'nin dış politika ve ekonomik stratejileri açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme. Türkiye, son yıllarda Batı ile ilişkilerinde yaşadığı dalgalanmaların ardından, Çin ve Asya ülkeleriyle ekonomik iş birliğini artırma arayışında. Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi, Türkiye'nin 'Orta Koridor' projesiyle potansiyel iş birliği alanları sunuyor. Ancak Ankara, Çin'in liderliğindeki bir 'Küresel Güney' bloğunun parçası olmaktan ziyade, kendi bağımsız dengelerini korumaya öncelik veriyor. Türkiye, Batı ile Çin arasında bir denge politikası izlerken, 'Küresel Güney' söyleminin somut ekonomik fırsatlara dönüşüp dönüşmeyeceğini değerlendirecek. Ayrıca, Çin'in bu tanımı kullanarak insan hakları ve yönetişim gibi konularda Batı'nın eleştirilerini zayıflatma çabası, Türkiye'nin de zaman zaman dile getirdiği 'çifte standart' eleştirileriyle örtüşebilir. Yine de Türkiye'nin önceliği, bu kavramın kendisine somut ekonomik ve diplomatik kazanç sağlayıp sağlamayacağı olacak.