Çin, Mao Zedong'un 1966'da başlattığı Kültür Devrimi'nin 50. yıl dönümünde resmi bir anma etkinliği düzenlemedi. On yıl süren ve milyonlarca insanın hayatını etkileyen bu dönem, ülkenin resmi tarih yazımında büyük ölçüde sessizlikle geçiştiriliyor. Pekin yönetimi, ekonomik büyüme ve siyasi istikrarı önceliklendirerek, geçmişin tartışılmasını sınırlı tutmayı tercih ediyor. Bu tutum, Çin'in modernleşme sürecinde tarihle yüzleşme konusundaki isteksizliğini gözler önüne seriyor.
Kültür Devrimi'nin Arka Planı ve Resmi Sessizlik
Kültür Devrimi (1966-1976), Mao'nun kapitalist eğilimlere ve geleneksel unsurlara karşı yürüttüğü bir kampanya olarak başladı. Gençlik kitleleri, Parti içindeki revizyonist olarak damgalanan kişilere karşı harekete geçirildi. Dönem boyunca yüz binlerce insan öldü, milyonlarca kişi işkence gördü, sürgüne gönderildi veya kamplara kapatıldı. Eğitim sistemi çöktü, kültürel miras tahrip edildi, ekonomi durma noktasına geldi. 1981'de Parti, Kültür Devrimi'ni "ciddi bir hata" olarak kabul etti, ancak Mao'nun mirasına dokunmadı. O günden bu yana konu, kamuoyu önünde nadiren tartışılıyor. Çin hükümeti, 50. yıl dönümünde de herhangi bir etkinlik düzenlemedi; medyada ve sosyal medyada konuya ilişkin paylaşımlar sansürlendi. Resmi anlatı, Parti'nin hatayı düzelttiği ve ülkeyi refaha taşıdığı yönünde.
Ekonomik Öncelikler ve Siyasi Kontrol
Çin'in bugünkü liderliği, Kültür Devrimi tartışmasını, mevcut siyasi düzenin sorgulanmasına yol açabilecek bir risk olarak görüyor. Özellikle Xi Jinping döneminde, tarihsel meseleler üzerindeki denetim daha da sıkılaştı. Ekonomik büyüme, yoksulluğun azaltılması ve teknolojik atılım gibi hedefler ön plana çıkarılırken, geçmişin acıları geri planda tutuluyor. 2018'de anayasadan devlet başkanlığı süre sınırının kaldırılması, Kültür Devrimi'ne benzetilen eleştirilere yol açmıştı. Hükümet, bu tür karşılaştırmaları "tarihi çarpıtma" olarak nitelendiriyor. Dolayısıyla 50. yıl dönümü, bir yas tutma veya yüzleşme değil, sessizlik ve unutturma politikasının bir yansıması olarak öne çıkıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'in Kültür Devrimi'ne ilişkin sessizliği, uluslararası alanda da yankı buluyor. Batılı ülkeler ve insan hakları örgütleri, Pekin'i tarihle yüzleşmemekle eleştiriyor. Ancak Çin, egemenlik ve iç işlerine müdahale edilmemesi ilkesine sıkı sıkıya bağlı olduğunu vurguluyor. Asya-Pasifik bölgesinde ise Çin'in ekonomik yükselişi ve kuşak-yol projesi gibi girişimler, tarihsel hafıza tartışmalarının gölgesinde ilerliyor. Bölge ülkeleri, Çin ile ilişkilerinde ekonomik çıkarları önceliklendirirken, insan hakları konusundaki hassasiyetleri ikinci planda kalabiliyor. Kültür Devrimi'nin 50. yılı, otoriter rejimlerin tarihle nasıl başa çıktığına dair küresel bir örnek olarak da değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Çin ile ekonomik ve ticari ilişkilerini geliştirmeye öncelik verirken, insan hakları ve tarihsel hafıza konularında daha temkinli bir tutum sergiliyor. Kültür Devrimi'nin yıl dönümünde yaşanan sessizlik, Pekin'in siyasi istikrarı her şeyin üstünde tuttuğunu gösteriyor. Bu durum, Türkiye'nin Çin ile ilişkilerinde ekonomik çıkarları önceliklendirmesine paralel bir tablo çiziyor. Ancak Türkiye, kendi tarihindeki hassas dönemlerle yüzleşme konusunda zaman zaman benzer zorluklarla karşılaşabiliyor. Çin'in bu tutumu, otoriter yönetimlerin geçmişle hesaplaşmaktan kaçınma eğilimini yansıtırken, Türkiye için doğrudan bir tehdit oluşturmuyor; yine de küresel ölçekte insan hakları ve demokrasi normlarının erozyonuna işaret etmesi bakımından dikkatle izlenmeli.