Çin, 2025 yılında yenilenebilir enerji kapasitesinde tarihi bir rekora imza atmasına karşın, 2026 yılının ilk aylarında kömür yakıtlı elektrik üretimini artırdı. Çin Ulusal Enerji İdaresi’nin yayımladığı verilere göre, ocak ve şubat aylarında termik santrallerin üretimi geçen yılın aynı dönemine kıyasla %4,5 yükseldi. Bu artış, 2025’te enerji sektörü kaynaklı karbon emisyonlarında görülen düşüşün kalıcı olup olmadığına dair endişeleri yeniden alevlendirdi. Uzmanlar, Çin’in iklim hedefleri ile enerji güvenliği arasında sıkıştığına dikkat çekiyor.
Yenilenebilir Enerjide Rekor, Kömürde Israr
Çin, 2025 yılı boyunca rüzgar ve güneş enerjisi kurulumunda 300 gigavatlık rekor bir artış kaydetti. Bu kapasite, birçok ülkenin toplam enerji üretiminden daha fazla. Ancak aynı dönemde kömür santrallerinin toplam elektrik üretimindeki payı %60’ın üzerinde kalmaya devam etti. 2026’nın ilk iki ayında ise kömürden elektrik üretimi, sanayi talebindeki canlanma ve hidroelektrik üretimindeki mevsimsel düşüş nedeniyle yeniden yükselişe geçti.
Çin Ulusal Enerji İdaresi yetkilileri, kömür üretimindeki artışın geçici olduğunu ve yıl ilerledikçe yenilenebilir kaynakların devreye girmesiyle dengeleneceğini savunuyor. Ancak bağımsız analistler, Çin’in 2030 yılına kadar karbon emisyonlarını zirveye çıkarma hedefiyle uyumlu olmadığını belirtiyor. Global Energy Monitor verilerine göre, ülkede halihazırda yapım aşamasında olan veya planlanan 100’den fazla yeni kömür santrali bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin’in kömüre olan bağımlılığı, yalnızca kendi emisyon hedeflerini değil, küresel iklim mücadelesini de doğrudan etkiliyor. Dünya toplam karbon emisyonlarının yaklaşık üçte birinden sorumlu olan Çin, Paris Anlaşması kapsamında 2060 yılına kadar karbon nötr olma taahhüdünde bulunmuştu. Ancak mevcut gidişat, bu hedefin tutturulmasını zorlaştırıyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, Çin’in kömür yatırımlarını gerekçe göstererek kendi emisyon azaltım hedeflerini erteleyebiliyor.
Öte yandan, Çin’in yenilenebilir enerji teknolojilerindeki hakimiyeti de göz ardı edilemez. Ülke, dünya güneş paneli ve rüzgar türbini üretiminin %70’inden fazlasını gerçekleştiriyor. Bu durum, Çin’in hem kömürde hem yenilenebilirde aynı anda büyüyebildiği bir paradoks yaratıyor. Enerji uzmanı Lauri Myllyvirta, “Çin, bir yandan dünyanın en büyük temiz enerji yatırımcısı, diğer yandan en büyük kömür tüketicisi olmaya devam ediyor,” yorumunda bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin’in enerji politikasındaki bu çelişki, Türkiye için önemli bir ders niteliği taşıyor. Türkiye de yenilenebilir enerji kapasitesini hızla artırmasına rağmen, elektrik üretiminde kömürün payını azaltmakta zorlanıyor. Çin’in deneyimi, enerji dönüşümünün sadece kapasite artışıyla değil, aynı zamanda mevcut fosil yakıt altyapısının kademeli olarak devre dışı bırakılmasıyla mümkün olabileceğini gösteriyor. Ayrıca Çin, Türkiye’nin en büyük ticaret ortaklarından biri olduğu için, kömür fiyatlarındaki dalgalanmalar doğrudan Türkiye’nin enerji ithalat faturasını etkileyebilir. Bu bağlamda Türkiye’nin, Çin’in yenilenebilir enerji teknolojilerine olan bağımlılığını çeşitlendirme stratejisi geliştirmesi gerekiyor.