Çin'de artan kilise baskıları, tutuklanan din insanlarının ailelerini de derinden etkiliyor. Cherie Geng, polis tarafından gözaltına alınan papaz eşini kurtarmak için hukuki ve diplomatik yollar ararken, bir yandan da sürgünde hayatını yeniden kurmaya çalışıyor. Geng'in eşi, Çin polisinin düzenlediği operasyonlarda gözaltına alınan düzinelerce kilise üyesinden biri.
Kilise Baskınlarının Arka Planı
Çin'de son yıllarda dini özgürlüklere yönelik kısıtlamalar sistematik bir hal aldı. Özellikle kayıt dışı ev kiliseleri ve devlet onaylı olmayan dini gruplar hedef alınıyor. Cherie Geng'in eşi gibi papazlar, genellikle "yasadışı dini faaliyet" suçlamasıyla gözaltına alınıyor. Gözaltılar çoğu zaman yargı süreci olmadan uzun süreli tutukluluklara dönüşüyor ve aileler eşlerinin akıbeti hakkında bilgi alamıyor. Geng, eşinin nerede tutulduğunu, sağlık durumunun nasıl olduğunu öğrenmekte güçlük çekiyor. Uluslararası insan hakları kuruluşları, Çin'deki dini baskıların son beş yılda arttığını ve binlerce kişinin bu nedenle tutuklandığını raporluyor. Özellikle 2018'de yürürlüğe giren yeni dini işler yönetmeliği, dini faaliyetleri sıkı denetim altına aldı ve yerel yönetimlere geniş yetkiler tanıdı.
Geng'in durumu, tutuklanan din insanlarının ailelerinin yaşadığı çok yönlü mağduriyeti gözler önüne seriyor. Eşinin tutuklanmasının ardından Geng, hem psikolojik hem de ekonomik zorluklarla mücadele ediyor. Çin'de kalmak, sürekli gözetim ve baskı anlamına gelirken; yurt dışına çıkmak ise eşini bir daha görememe riskini taşıyor. Geng, sonunda sürgüne gitmek zorunda kaldı ve yeni bir hayat kurmaya çalışıyor. Ancak sürgünde de eşinin kurtarılması için kampanyalar yürütüyor, uluslararası kuruluşlara başvurularda bulunuyor. Bu tür vakalar, Çin'in dini politikalarının sadece bireyleri değil, aileleri de hedef aldığını gösteriyor. Aile üyeleri sık sık işlerini kaybediyor, çocuklar okullardan atılabiliyor ve sosyal dışlanma yaşanıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, Çin hükümetine dini özgürlükleri garanti altına alması çağrısında bulunuyor, ancak Pekin yönetimi bu eleştirileri "iç işlerimize müdahale" olarak nitelendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'deki dini baskılar, uluslararası alanda yükselen bir endişe kaynağı. ABD ve Avrupa Birliği, düzenli olarak Çin'i dini özgürlük ihlalleri nedeniyle eleştiriyor ve bazı durumlarda yaptırımlar uyguluyor. Özellikle ABD'nin 2020'de uygulamaya koyduğu Uluslararası Dini Özgürlük Yasası kapsamında, Çin'deki ihlaller izleniyor ve sorumlulara yaptırım uygulanabiliyor. Ancak Çin, bu tür girişimleri egemenliğine müdahale olarak görüyor ve karşı adımlar atıyor. Bölgesel olarak, Hong Kong ve Tayvan gibi hassas bölgelerde dini özgürlükler konusu ayrı bir önem taşıyor. Hong Kong'da 2020'de kabul edilen Ulusal Güvenlik Yasası sonrası dini gruplar üzerindeki baskıların arttığı gözlemleniyor. Tayvan ise dini özgürlükler konusunda Çin anakarasından ayrışarak, bölgede farklı bir model oluşturuyor. Küresel düzeyde, Çin'deki dini baskılar, ülkenin uluslararası imajını zedeliyor ve yumuşak gücünü sınırlıyor. Birçok ülke, Çin ile ekonomik ilişkilerini sürdürürken insan hakları ihlallerini dile getirmek arasında denge kurmaya çalışıyor. Uluslararası Hristiyan kuruluşları, Çin'deki tutuklu din insanları için kampanyalar düzenliyor ve kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. Ancak Çin'in ekonomik ağırlığı, birçok ülkenin bu konuda sessiz kalmasına veya düşük profilli bir eleştiri tercih etmesine yol açıyor. Dini özgürlük raporları, Çin'deki durumun her yıl daha da kötüleştiğini ortaya koyuyor. Özellikle Müslüman Uygurlar, Tibetliler ve Hristiyanlar gibi gruplar sistematik baskı altında. Bu durum, Çin'in "Çin Rüyası" ve "Uyumlu Toplum" söylemleriyle çelişiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'deki dini baskılar, Türkiye'nin insan hakları ve dış politika gündeminde dolaylı da olsa yankı buluyor. Türkiye, çoğunlukla Müslüman bir ülke olarak, özellikle Uygur Türklerine yönelik baskıları yakından takip ediyor ve zaman zaman Çin'e eleştiriler yöneltiyor. Ancak ekonomik ve stratejik ilişkiler nedeniyle bu eleştiriler genellikle ölçülü oluyor. Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda dini özgürlük ihlallerini gündeme getirebilir. Bu haber, Türkiye'nin Çin ile ilişkilerinde insan hakları boyutunu hatırlatıcı bir unsur olarak öne çıkıyor. Ayrıca, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve küresel adalet vurgusu, bu tür vakalarda daha aktif bir diplomasi izlemesini gerektirebilir.