Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2005 yılında aldığı kararla BM Şartı'nın 53, 77 ve 107. maddelerindeki 'düşman devlet' ibarelerinin silinmesini tavsiye etmişti. Ancak yirmi yıl sonra, Çin ile Japonya arasındaki ilişkilerin bozulmasıyla bu maddeler yeniden siyasi önem kazandı. Her iki ülke de Birleşmiş Milletler Şartı'nın bu hükümlerine atıfta bulunarak birbirlerine karşı pozisyon almaya başladı. Peki, bu maddeler tam olarak ne anlama geliyor ve neden hâlâ yürürlükte?
Düşman Devlet Maddeleri Nedir?
BM Şartı'nın 53, 77 ve 107. maddeleri, II. Dünya Savaşı'nda Mihver Devletleri'ne karşı savaşan ülkelerin, savaş sonrası dönemde bu devletlere karşı önlem almasına olanak tanıyor. 107. madde, 'düşman devletler' olarak adlandırılan Almanya, Japonya, İtalya ve müttefiklerine karşı, savaş sonucu doğan eylemlerin geçerliliğini koruyor. 53. madde ise bu devletlere karşı bölgesel anlaşmalar çerçevesinde zorlayıcı önlemler alınmasına izin veriyor. Soğuk Savaş döneminde büyük ölçüde sembolik kalan bu maddeler, 1990'larda Almanya'nın birleşmesi ve Japonya'nın uluslararası alanda daha aktif rol almasıyla gözden geçirilmeye başlandı.
2005'te BM Genel Kurulu, bu maddelerin artık geçerliliğini yitirdiğini ve silinmesi gerektiğini belirten bir karar aldı. Ancak bu karar, BM Şartı'nda değişiklik yapılması için gereken üye ülkelerin üçte ikisinin onayı ve Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinin tamamının kabulünü gerektiriyor. Bugüne kadar bu süreç tamamlanmadı; maddeler hâlâ yürürlükte. Çin ve Japonya, bu durumu kendi lehlerine kullanmaya başladı.
Çin, özellikle son yıllarda Japonya'nın savunma harcamalarını artırması ve Tayvan konusundaki tutumunu sertleştirmesi üzerine, 'düşman devlet' maddelerine atıfta bulunarak Japonya'ya karşı yasal ve siyasi baskı kurmaya çalışıyor. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüleri, Japonya'nın II. Dünya Savaşı sonrası barış anayasasını ihlal ettiğini ve bu maddelerin Japonya'nın askeri genişlemesini engellemek için hâlâ geçerli olduğunu savunuyor. Japonya ise bu maddelerin artık hukuken ölü olduğunu, BM Genel Kurulu'nun 2005 kararının bu yönde irade beyan ettiğini belirtiyor. Tokyo yönetimi, Çin'in bu maddeleri uluslararası hukuku çarpıtarak kendi çıkarları için kullandığını öne sürüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin-Japonya gerilimi, Doğu Çin Denizi'ndeki adalar ve Tayvan Boğazı'ndaki askeri faaliyetlerle zaten yüksek seviyede. 'Düşman devlet' maddeleri tartışması, bu gerilime yeni bir hukuki boyut ekliyor. Çin, bu maddeleri Japonya'nın Birleşmiş Milletler Barış Gücü operasyonlarına katılımını sorgulamak için kullanabilir. Japonya ise Güvenlik Konseyi'nde daimi üyelik hedefini bu maddelerin kaldırılmasına bağlıyor. Öte yandan, ABD ve diğer Batılı ülkeler, bu maddelerin artık işlevsiz olduğunu kabul etse de, Çin'in vetosu nedeniyle Şart değişikliği yapılamıyor. Bu durum, BM'nin kurumsal yapısındaki tıkanıklığın bir başka örneği olarak görülüyor.
Uzmanlar, 'düşman devlet' maddelerinin hukuki olarak bağlayıcılığının tartışmalı olduğunu, ancak siyasi söylemde etkili bir araç olarak kullanılabildiğini belirtiyor. Çin'in bu maddelere yapacağı her atıf, Japonya'yı uluslararası platformlarda zor durumda bırakabilir. Japonya'nın ise BM reformu çağrılarını güçlendirmesi ve diğer ülkelerle ittifaklar kurması bekleniyor. Bu mücadele, sadece iki ülke arasında değil, aynı zamanda BM'nin geleceği ve uluslararası hukukun işleyişi açısından da önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, BM Şartı'nın 'düşman devlet' maddeleri tartışmasının doğrudan tarafı değil. Ancak bu tartışma, BM Güvenlik Konseyi reformu ve uluslararası hukukun güncellenmesi konularında Türkiye'nin uzun süredir savunduğu tezleri destekliyor. Türkiye, 'Dünya Beşten Büyüktür' sloganıyla Güvenlik Konseyi'nin yapısını eleştiriyor ve daimi üyelerin veto yetkisinin kaldırılmasını öneriyor. Çin-Japonya arasındaki bu gerilim, BM Şartı'nın Soğuk Savaş kalıntısı maddelerinin nasıl siyasi araç olarak kullanılabildiğini gösteriyor. Türkiye, benzer şekilde Kıbrıs ve Ege sorunlarında uluslararası hukukun çifte standardından şikâyetçi. Bu gelişme, Ankara'nın BM reformu çağrılarını güçlendirebilir ve uluslararası hukukun güncellenmesi gerektiği argümanına somut bir örnek sunabilir.