Çin ekonomisi, 2024 yılının ikinci çeyreğinde yıllık bazda yalnızca yüzde 4,3 oranında büyüyerek Kovid-19 salgınının etkilerinin en yoğun hissedildiği 2022 yılının son çeyreğinden bu yana en zayıf performansını sergiledi. Çin Ulusal İstatistik Bürosu tarafından çarşamba günü açıklanan resmi verilere göre, Nisan-Haziran dönemindeki bu büyüme oranı, piyasa beklentilerinin de altında kaldı. Ülkede ihracatta görülen canlanmaya rağmen iç talepteki durgunluk, ekonominin büyük ölçüde dış talebe bağımlı hale gelmesine ve kırılgan bir yapı sergilemesine neden oluyor.
Gelişmenin arka planı: İhracat artışı iç talebi gizleyemiyor
Çin ekonomisinin bu dönemde sergilediği büyüme, bir önceki çeyrekte kaydedilen yüzde 5,3'lük orana göre belirgin bir yavaşlamaya işaret ediyor. Uzmanlar, bu durumun temel nedenini ülke içinde hanehalkı ve işletmelerin harcama eğilimindeki belirgin düşüşe bağlıyor. Özellikle inşaat sektöründeki krizin derinleşmesi, emlak piyasasındaki daralma ve işsizlik endişeleri tüketici güvenini zedelerken; hükümetin uyguladığı sıkı mali politikalar da ekonomik canlanmayı sınırlandırıyor.
İhracat tarafında ise güçlü bir ivme gözleniyor. Çin, özellikle elektrikli araçlar, güneş panelleri ve batarya gibi yeşil teknolojilerde küresel talebin artmasıyla ihracatını önemli ölçüde artırdı. Ancak bu ihracat artışı, iç talepteki durgunluğu dengelemeye yetmiyor. Ayrıca ABD ve Avrupa Birliği'nin Çin'e yönelik ticaret kısıtlamaları ve gümrük vergileri, ihracatın gelecekteki seyri konusunda belirsizlik yaratıyor. Çin hükümeti, büyümeyi desteklemek için adımlar atmış olsa da, uzmanlar mevcut teşviklerin yetersiz olduğunu ve daha kapsamlı reformlara ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor.
Küresel boyut: Dünyanın ikinci büyük ekonomisinin yavaşlaması riski
Çin'in yavaşlayan büyümesi, küresel ekonomi üzerinde de önemli etkiler yaratma potansiyeli taşıyor. Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin'deki talep daralması, başta hammadde ihracatçısı ülkeler olmak üzere birçok ülkeyi olumsuz etkileyebilir. Petrol, bakır ve demir cevheri gibi emtiaların fiyatları, Çin talebindeki düşüş nedeniyle baskı altında kalıyor. Diğer yandan, Çin'in yavaşlaması, küresel tedarik zincirlerinde yeniden yapılanmayı hızlandırabilir; şirketler, Çin'e olan bağımlılığı azaltmak için üretim tesislerini Güneydoğu Asya veya Hindistan gibi alternatif bölgelere kaydırmayı değerlendirebilir.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar, Çin'deki büyümenin yavaşlamasının küresel büyüme hedeflerini tehdit ettiği uyarısında bulunuyor. Çin Merkez Bankası'nın faiz indirimleri ve likidite artırıcı önlemler almasına rağmen, yapısal sorunların çözülmemesi durumunda büyümenin daha da yavaşlayabileceği belirtiliyor. Bu durum, özellikle gelişmekte olan ülkeler için ihracat gelirlerinde azalma ve finansal istikrarsızlık riskini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'deki yavaşlama, Türkiye ekonomisi için karmaşık bir tablo çiziyor. Bir yandan, Çin'den ithal edilen ara malların fiyatlarında düşüş yaşanması, Türkiye'nin üretim maliyetlerini azaltabilir. Öte yandan, Çin'in azalan talebi, Türkiye'nin ihracat pazarlarını daraltabilir; özellikle bakır, krom gibi emtia ihracatında ve turizm gelirlerinde olumsuz etkiler görülebilir. Ayrıca, Çin'in küresel talepteki daralma, AB ve ABD gibi Türkiye'nin ana ihracat pazarlarını da etkileyerek dolaylı bir baskı yaratabilir. Türkiye, bu dönemde ihracatını çeşitlendirme ve yeni pazarlara açılma stratejilerini hızlandırmalıdır. Çin'deki yapısal reformların hızlanması ve iç talebin canlanması, orta vadede Türkiye için daha dengeli bir ekonomik ortam sağlayabilir.