Pekin'in ihracat stratejisi, gelişmekte olan ülkeleri küresel tedarik zincirlerinde düşük katma değerli pozisyonlara mahkum ederek onların sanayileşme çabalarını baltalıyor. Çin, kendi ekonomik yükselişinde kullandığı korumacı politikaları ve teknoloji transferini artık başkalarına uygulamıyor; aksine, ucuz krediler ve altyapı yatırımları karşılığında hammadde bağımlılığı yaratıyor. Bu durum, Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki birçok ülkenin orta gelir tuzağına sıkışmasına neden oluyor.
Gelişmenin Arka Planı: Merdiveni Kaldırma Stratejisi
Çin, 2000'li yılların başında Dünya Ticaret Örgütü'ne katıldıktan sonra ihracata dayalı büyüme modelini benimsedi. Ancak kendi kalkınma sürecinde kullandığı ithal ikamesi, devlet teşvikleri ve teknoloji transferi gibi araçları, şimdi diğer yoksul ülkelerin kullanmasını engelliyor. Pekin, yoksul ülkelere genellikle borç karşılığında altyapı projeleri sunarken, bu ülkelerin yerli sanayilerini geliştirmelerine izin vermeyen ticaret anlaşmaları dayatıyor.
Örneğin, Afrika'da Çin, hammadde ihracatçısı ülkelerle milyarlarca dolarlık kredi anlaşmaları imzalarken, bu ülkelerin işlenmiş ürünlerine yüksek gümrük vergileri uyguluyor. Sonuç: Kıta, Çin'e bakır, petrol ve tarım ürünleri satarken, karşılığında mamul mal alıyor; katma değer zincirinin alt basamaklarında kalıyor. Dünya Bankası verilerine göre, Afrika'nın Çin ile ticaret açığı 2023'te 50 milyar doları aştı.
Benzer bir model Güneydoğu Asya'da da işliyor. Çin, Vietnam ve Kamboçya gibi ülkelerden düşük maliyetli montaj hizmeti alırken, kritik teknolojileri ve fikri mülkiyet haklarını elinde tutuyor. Bu ülkeler, Çin'e yarı mamul ürün ihraç edip bitmiş ürünleri yine pahalıya satın alıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'in bu stratejisi, küresel güneydeki ülkeler arasında artan bir hoşnutsuzluğa yol açıyor. Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika gibi ülkeler, Çin'in DSÖ'deki gelişmekte olan ülke statüsünü eleştiriyor. Zira Çin, kişi başına düşen milli gelir 12.000 doları aşmasına rağmen kendini hâlâ 'gelişmekte olan' olarak sınıflandırıyor ve böylece ticaret avantajlarından yararlanmaya devam ediyor. Öte yandan, Batılı ülkeler Çin'in bu politikalarını 'sürdürülemez kalkınma modeli' olarak nitelendiriyor; ancak kendileri de benzer korumacılık önlemleri alıyor.
Uzmanlar, bu durumun küresel eşitsizliği derinleştirdiğini ve yoksul ülkelerin iklim değişikliği, pandemi gibi ortak sorunlarla başa çıkma kapasitesini zayıflattığını belirtiyor. Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi de eleştirilerin odağında; proje, borç tuzağı diplomasisi olarak anılıyor. Sri Lanka'nın Hambantota limanı örneğinde olduğu gibi, ödenemeyen krediler karşılığında stratejik varlıklar Çin'e geçiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Çin'in bu stratejisinden doğrudan etkilenmese de, Orta Asya ve Afrika'da Çin ile rekabet halinde olduğu bölgelerde dolaylı sonuçlarla karşılaşıyor. Türk müteahhitlik firmaları ve ihracatçıları, Çin'in ucuz kredilerle desteklediği projeler karşısında zorlanıyor. Ayrıca, Türkiye'nin Orta Koridor girişimi, Kuşak ve Yol'un bir alternatifi olarak öne çıkıyor; ancak Çin'in bu rotalarda yarattığı borç bağımlılığı, Türkiye'nin bölgesel ticaret hacmini sınırlayabilir. Türkiye, kendi sanayileşme modelini korumak için Çin karşısında rekabetçi kalmak adına teknoloji yatırımlarını artırmalı ve Afrika pazarında daha agresif bir ticaret diplomasisi izlemelidir.