ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri operasyonlarının başlamasının ardından Çin'de karbon emisyonları yüzde 1 oranında geriledi. Bu düşüşün ana nedeni, petrol tüketimindeki keskin azalma ve elektrikli araç (EV) satışlarındaki istikrarlı artış olarak gösteriliyor. Analistlere göre, ham petrol fiyatları gerilese bile Çin'in enerji talebinin eski seviyelerine tam olarak dönmeyebileceği ihtimali, küresel iklim politikaları açısından umut verici bir dönüm noktasına işaret ediyor.
Petrol tüketiminde rekor düşüş ve elektrikli araçların yükselişi
Çin, dünyanın en büyük enerji tüketicisi ve karbon salıcısı konumunda. Ülkenin son yıllarda fosil yakıtlara bağımlılığını azaltma çabaları, özellikle ulaştırma sektöründe elektrikli araçlara geçişle hız kazandı. 2025 yılı itibarıyla Çin'de satılan her iki otomobilden biri elektrikli veya plug-in hibrit. Bu durum, benzin ve dizel talebini önemli ölçüde baskılıyor. İran'daki savaşın tetiklediği belirsizlik, petrol fiyatlarını geçici olarak yükseltse de, Çin'deki rafinerilerin işleme oranları düşük seyrediyor. Ülkenin en büyük petrol rafinerileri, azalan talep nedeniyle üretimlerini kısarken, bu durum emisyonlardaki düşüşü de beraberinde getiriyor.
Uzmanlar, bu düşüşün yalnızca savaş kaynaklı geçici bir etki olmadığını, yapısal bir dönüşümün işareti olduğunu vurguluyor. Çin'in iklim hedefleri doğrultusunda 2030'a kadar karbon emisyonlarını zirveye ulaştırması bekleniyor. Ancak mevcut veriler, bu zirvenin bazı senaryolardan daha erken gerçekleşebileceğine işaret ediyor. Petrol talebindeki düşüş, sadece kara yolu taşımacılığında değil, havacılık ve denizcilikte de yavaş yavaş hissediliyor. Özellikle iç hat uçuşlarında kerosen tüketiminin azalması, pandemi sonrası toparlanmanın bile eski seviyeleri yakalayamayacağını gösteriyor.
Bölgesel ve küresel enerji dengelerine etkisi
İran'a yönelik savaş, küresel enerji arz güvenliğini tehdit ederken, Çin'in azalan talebi küresel petrol piyasalarında bir denge unsuru oluşturuyor. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve müttefiklerinin üretim kesintilerine rağmen, Çin'deki talep zayıflığı fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı yaratıyor. Öte yandan, Çin'in doğalgaz ve yenilenebilir enerji yatırımları hız kesmeden devam ediyor. Ülke, güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesini her yıl rekor seviyelerde artırırken, kömür tüketimi de ilk kez düşüş eğilimine girdi. Bu gelişmeler, küresel karbon emisyonlarının 2025'te beklenenden daha düşük gerçekleşebileceğine dair iyimserlik yaratıyor.
Ancak uzmanlar, jeopolitik risklerin enerji dönüşümünü olumsuz etkileyebileceği konusunda da uyarıyor. Savaşın uzaması halinde, Çin'in bazı bölgelerde enerji arz güvenliği endişesiyle kömüre geri dönüş yapma riski bulunuyor. Ayrıca, ABD'nin İran'a uyguladığı yaptırımlar, Çin'in İran'dan ucuz ham petrol ithal etmesini zorlaştırabilir. Bu da Çin'in enerji ithalatını Rusya ve Suudi Arabistan gibi ülkelere kaydırmasına neden olabilir. Yine de mevcut tablo, Çin'in enerji geçişinde kritik bir eşiği aştığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin enerji politikaları açısından dolaylı ancak önemli bir mesaj içeriyor. Çin'deki petrol talebindeki yapısal düşüş, küresel petrol fiyatlarını orta vadede aşağı çekebilir. Enerjide büyük oranda dışa bağımlı olan Türkiye için düşük petrol fiyatları, cari açığın azalmasına katkı sağlayabilir. Ayrıca, elektrikli araçlara geçişte Çin'in yakaladığı ivme, Türkiye'nin de otomotiv sektöründe benzer dönüşümü hızlandırması gerektiğini ortaya koyuyor. Togg gibi yerli projelerin başarısı, bu küresel trendle uyumlu ilerlediği takdirde anlamlı olacaktır. Bölgesel olarak ise, İran savaşının Türkiye'ye olası göç dalgası ve güvenlik riskleri, enerji konusundaki bu olumlu tabloyu gölgeleyebilir.