Çin ekonomisi, 2026 yılı ortasında tüm sektörlerde belirgin bir yavaşlama sinyali veriyor. Ülkenin büyüme rakamları, sanayi üretiminden perakende satışlara, ihracattan emlak piyasasına kadar geniş bir yelpazede zayıflama gösteriyor. Bu durum, dünyanın ikinci büyük ekonomisinin küresel büyümeye katkısının azalacağı endişelerini beraberinde getiriyor. Özellikle Batılı yatırımcılar, Çin'in iç talebindeki durgunluk ve borç sorunlarının derinleşmesi karşısında temkinli davranıyor. Uzmanlar, Çin'in bu zorlu süreçten çıkışının küresel ekonomi açısından kritik önemde olduğunu vurguluyor.
Büyümedeki zayıflamanın arka planı
Çin Ulusal İstatistik Bürosu'nun açıkladığı verilere göre, 2026 yılının ikinci çeyreğinde gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) büyümesi yıllık bazda yüzde 3,2'ye geriledi. Bu oran, bir önceki çeyrekteki yüzde 3,8'lik büyümenin oldukça altında ve piyasa beklentilerinin de gerisinde kaldı. Sanayi üretimi yıllık bazda yüzde 2,5 artarken, perakende satışlardaki artış yüzde 1,8'de kaldı. Küresel ticaretteki yavaşlama ve iç talepteki zayıflık, ihracat rakamlarını da olumsuz etkiledi. Çin'in ihracatı ilk kez üst üste üç çeyrek düşüş gösterdi.
Emlak sektörü ise ekonominin en kırılgan halkası olmaya devam ediyor. Konut fiyatları büyük şehirlerde baz alınan endekse göre son iki yılın en düşük seviyesine indi. İnşaat faaliyetlerindeki daralma, çelik, çimento ve mobilya gibi birçok sektörü olumsuz etkiliyor. Hükümetin sektöre yönelik teşvik paketleri ise henüz istenen sonucu vermedi. Özellikle büyük emlak şirketlerinin borç krizi ve iflas riskleri, finansal sistemin istikrarını tehdit eden unsurlar arasında gösteriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin'deki ekonomik yavaşlama, yalnızca Çin'i ilgilendirmiyor. Çin'in Asya'daki ticaret ortakları başta olmak üzere birçok gelişmekte olan ülke, ihracatlarının önemli bir kısmını Çin'e yapıyor. Çin'in ithalatındaki daralma, Avustralya'dan Brezilya'ya, Şili'den Endonezya'ya kadar birçok ülkenin dış ticaret dengesini bozuyor. Küresel emtia fiyatları da bu duruma bağlı olarak düşüş eğiliminde.
Uzmanlar, Çin'in büyüme modelini değiştirmesi gerektiğini belirtiyor. İhracata dayalı büyüme modeli yerine iç tüketime dayalı bir yapıya geçiş, ülkenin kırılganlığını azaltabilir. Ancak bu dönüşüm kısa vadede büyüme üzerinde daha fazla baskı oluşturabilir. Çin Merkez Bankası'nın faiz indirimlerine rağmen kredi talebindeki yavaşlama, iş dünyasının ve tüketicilerin güveninin zedelendiği şeklinde yorumlanıyor.
Uzman görüşleri ve piyasa beklentileri
BNY Mellon Investment Management'ın baş ekonomisti Michael Metcalfe, Bloomberg'in "The Pulse" programında yaptığı açıklamada, Çin'in büyüme hikayesinin sonuna gelindiğini savundu. Metcalfe, "Çin'in yüksek büyüme dönemi geride kaldı. Ülke artık daha olgun bir ekonomik yapı ile karşı karşıya. Bu, küresel ekonomik dengeler için önemli bir değişim anlamına geliyor" dedi. Metcalfe, Çin'in orta gelir tuzağına yakalanmaması için yapısal reformları hızlandırması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Öte yandan, Uluslararası Para Fonu (IMF) Çin için büyüme tahminini aşağı çekti. IMF, 2026 yılı için Çin'in büyüme beklentisini yüzde 4,1'e indirdi. Bu revizyon, küresel büyüme tahminlerini de etkiliyor. Dünya Bankası ise Çin'deki yavaşlamanın gelişmekte olan ülkeler üzerinde olumsuz etkileri olabileceği uyarısında bulundu.
Bankacılık ve finans sektöründeki riskler
Çin'deki bankacılık sektörünün karlılığı düşüyor. Faiz marjlarındaki daralma ve artan takipteki alacak oranları, bankaların kredibilitesini sorgulatıyor. Bankaların verdikleri kredilerde seçici davranması, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansmana erişimini zorlaştırıyor. Bu durum, iç talepteki canlanmayı daha da güçleştiriyor.
Çin yönetiminin büyümeyi desteklemek için attığı adımlar arasında altyapı yatırımları ve vergi indirimleri yer alıyor. Ancak bu adımların etkisi, borçlu yerel yönetimlerin yatırım bütçelerini kısması nedeniyle sınırlı kalıyor. Merkezi hükümetin teşvikleri, eyalet ve yerel yönetimlerin borç yükü nedeniyle beklenen ivmeyi sağlayamıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin ekonomisindeki yavaşlama, Türkiye'yi doğrudan ve dolaylı yollardan etkileyebilir. Doğrudan etki, ticaret kanalından gelmektedir; Türkiye'nin ihracatında Çin'in payı düşük olsa da, turizm gelirleri ve müteahhitlik hizmetleri gibi alanlarda risk söz konusudur. Dolaylı etki ise enerji fiyatları üzerinden gerçekleşebilir; Çin'in talebindeki daralma, petrol ve doğalgaz fiyatlarında düşüşe yol açabilirse, Türkiye'nin cari açık üzerindeki yükü hafifleyebilir. Ancak küresel finansal istikrarsızlık riski, gelişmekte olan ülkelere sermaye akışını olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bu nedenle makro finansal istikrarını güçlendirici önlemleri sürdürmelidir.