Çin'de ikinci çeyrekte yıllık yüzde 4,3'e gerileyen gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) büyümesi, ülkenin ekonomik önceliklerini yeniden şekillendiriyor. Çin Komünist Partisi Politbürosu'nun ikinci yarıyıl ekonomik yönünü belirlediği toplantının ardından, ülkenin kentleşme ve göçmen işçi politikalarının ekonomik dönüşümde kritik bir rol oynayacağı öngörülüyor. Bu gelişme, küresel tedarik zincirlerinin yeniden yapılandığı bir dönemde yalnızca Çin'i değil, dünya ekonomisini de etkileyecek dinamikleri barındırıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Çin Politbürosu, temmuz ayı sonunda yaptığı ve ekonomik hedeflerin belirlendiği geleneksel toplantıda, iç talebin güçlendirilmesi ve finansal risklerin kontrol altına alınması konularına odaklandı. Ancak analistlere göre, toplantının açık mesajlarından biri, ekonomideki K şeklindeki toparlanmanın derinleştiği ve göçmen işçilerin (nongmingong) ekonomik davranışlarının bu tabloyu belirleyeceği yönündeydi. Ülke genelinde yaklaşık 295 milyon kişiyi kapsayan göçmen işçiler, kırsal kalkınma ile kentsel üretim arasındaki köprü olarak değerlendiriliyor.
Son yıllarda, emlak sektöründeki daralma ve yerel yönetimlerin borç yükü, şehirlerdeki iş imkanlarını azalttı. Bu durum, özellikle genç nüfus arasında işsizliği artırırken, göçmen işçilerin bir kısmının kırsal bölgelere dönmesine neden oldu. Ancak bu dönüş, tarım dışı istihdamın azalması anlamına geliyor ve üretkenlik artışını sınırlandıran bir etken olarak görülüyor. Çin Devlet İstatistik Bürosu verilerine göre, 2024 ikinci çeyreğinde kırsal kesimde ikamet eden göçmen işçi sayısı bir önceki yıla göre yüzde 3,2 artarak 1,8 milyon kişiye ulaştı. Bu eğilim, kırsal ekonominin canlanmasına katkı sağlasa da, sanayi sektöründeki işgücü talebinin karşılanmasını zorlaştırıyor.
Çin hükümeti, bu noktada kırsal altyapı yatırımlarını hızlandırma ve tarımda modernizasyonu teşvik etme yönünde adımlar atıyor. Ayrıca, göçmen işçilerin sosyal güvenlik kapsamının genişletilmesi ve eğitim olanaklarının artırılması gibi politikalar gündemde. Ancak uzmanlar, bu politikaların kısa vadede ekonomik büyümeyi desteklemesinin zor olduğunu, çünkü yapısal dönüşümün zaman aldığını vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'in ekonomik tercihleri, Asya-Pasifik bölgesindeki tedarik zinciri dinamiklerini doğrudan etkiliyor. Göçmen işçilerin şehirlere akışının yavaşlaması, ihracata dayalı bölgelerde maliyet artışına yol açabilir. Özellikle Vietnam, Hindistan ve Endonezya gibi ülkeler, Çin'deki üretim maliyetlerindeki artışın bir sonucu olarak doğrudan yabancı yatırımlarda artış yaşayabilir. Öte yandan, Çin'in yurt içi talebi canlandırma çabaları, küresel emtia fiyatlarında ve deniz ticareti rotalarında değişikliklere neden olabilir.
Küresel çapta, Çin'in ekonomik büyüme modelinin sürdürülebilirliği, uluslararası kuruluşların büyüme tahminlerini etkiliyor. IMF, Nisan 2024 raporunda Çin için 2024 büyüme beklentisini yüzde 4,6 olarak korudu; ancak bu oran hükümetin hedefi olan yüzde 5'in altında. Uzmanlar, göçmen işçilerin üretkenliğini artıracak politikaların, uzun vadede Çin'in orta gelir tuzağından çıkmasına yardımcı olabileceğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin ekonomisindeki bu dönüşüm, Türkiye açısından iki temel alanda değerlendirilebilir. İlk olarak, Türkiye ve Çin arasındaki ticaret hacmi 2023'te yaklaşık 47 milyar dolar seviyesindeydi; Çin'in iç talepteki yavaşlama, Türk ihracatçıları için risk oluştururken, Çin'den ithal edilen ara malların maliyetlerindeki değişim de rekabet gücünü etkileyebilir. İkinci olarak, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki altyapı projeleri, Türkiye'nin Orta Koridor girişimini tamamlayıcı nitelikte; Çin'in ekonomik yavaşlaması bu yatırımların finansmanını etkileyebilir. Bu nedenle, Türkiye'nin Çin'deki işçi hareketlerini ve kentleşme politikalarını yakından izlemesi, ticari ve stratejik planlamalar için önem taşıyor.