Çin'in finanse ettiği geçiş mineralleri projelerinde, temiz enerji teknolojileri için kritik öneme sahip lityum, kobalt ve nadir toprak elementlerinin çıkarılmasına yönelik artan yatırımlarla birlikte, bu projelerle bağlantılı zarar iddialarında belirgin bir artış yaşanıyor. Çevre örgütleri ve insan hakları grupları tarafından derlenen verilere göre, son iki yılda bu tür iddiaların sayısı önemli ölçüde arttı. Bu durum, şirketler ile yerel topluluklar arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için tasarlanan yeni bir arabuluculuk mekanizmasının devreye girmesiyle aynı döneme denk geliyor. Söz konusu mekanizma, taraflar arasındaki diyaloğu kolaylaştırmayı ve olası çatışmaları önlemeyi amaçlıyor.
Artan iddialar ve yeni arabuluculuk mekanizması
Climate Home News'in aktardığı rapora göre, Çin merkezli şirketlerin yürüttüğü maden projelerinde, arazi ihlalleri, su kirliliği, işçi hakları ihlalleri ve zorla yerinden edilme gibi konularda kaydedilen şikayetlerde gözle görülür bir artış yaşanıyor. Özellikle Afrika ve Güneydoğu Asya'daki projelerde yoğunlaşan bu iddialar, küresel geçiş mineralleri tedarik zincirinin sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri yaratıyor. Araştırma kuruluşu Business & Human Rights Resource Centre'ın verilerine göre, 2023 yılında Çin bağlantılı şirketlere yönelik zarar iddialarında bir önceki yıla kıyasla %30'luk bir artış kaydedildi.
Bu artışın devam etmesi üzerine, küresel bir insan hakları izleme örgütü olan International Justice Mission ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle yeni bir arabuluculuk mekanizması oluşturuldu. Mekanizma, şirketler ile yerel topluluklar arasında doğrudan müzakereleri teşvik etmeyi ve anlaşmazlıkları mahkeme dışında çözmeyi hedefliyor. Mekanizmanın bağımsız bir komite tarafından yönetilmesi ve tarafların uzlaşması halinde bağlayıcı anlaşmalar imzalanması öngörülüyor. Ancak bazı uzmanlar, bu tip mekanizmaların yeterli yaptırım gücüne sahip olmadığını ve gönüllülük esasına dayandığını belirtiyor.
Öte yandan, Çin hükümeti, yurtdışındaki maden yatırımlarının çevresel ve sosyal standartlara uygun şekilde yürütülmesi için çeşitli düzenlemeler yaptığını vurguluyor. 2021'de yayımlanan 'Yeşil Kuşak ve Yol Rehberi' gibi belgelerle, şirketlerin uluslararası standartlara uyması teşvik ediliyor. Buna rağmen, sahadaki uygulamaların yetersiz kaldığı ve denetim mekanizmalarının zayıf olduğu eleştirileri sürüyor.
Küresel geçiş sürecindeki riskler
Geçiş mineralleri, iklim değişikliğiyle mücadelede kritik rol oynayan elektrikli araç bataryaları, rüzgar türbinleri ve güneş panelleri gibi teknolojilerin üretiminde vazgeçilmez bileşenler. Bu minerallere olan küresel talep hızla artarken, üretim süreçlerindeki insan hakları ihlalleri ve çevresel tahribat, sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle çelişiyor. Çin, nadir toprak elementlerinin rafine edilmesinde dünya pazarının yaklaşık %90'ını elinde tutuyor ve bu alandaki hakimiyeti, Batılı ülkelerin tedarik zincirlerini çeşitlendirme çabalarını zorlaştırıyor.
Uzmanlar, yeni arabuluculuk mekanizmasının başarısının, şirketlerin şeffaflık ve hesap verebilirlik konusundaki taahhütlerine bağlı olduğunu belirtiyor. Ayrıca, uluslararası toplumun, geçiş minerallerinin adil ve sorumlu bir şekilde çıkarılmasını sağlayacak bağlayıcı anlaşmalar yapması gerektiği ifade ediliyor. Avrupa Birliği'nin Kritik Ham Maddeler Yasası gibi girişimler, tedarik zincirlerini çeşitlendirmeyi ve sürdürülebilirlik standartlarını yükseltmeyi amaçlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin enerji dönüşümü hedefleri açısından önem taşıyor. Türkiye, elektrikli araç üretimini ve yenilenebilir enerji yatırımlarını artırma planları kapsamında, geçiş minerallerine olan bağımlılığını çeşitlendirmek zorunda. Çin merkezli projelerdeki etik ve çevresel riskler, Türk şirketlerinin bu minerallere erişimini etkileyebilir. Bu nedenle, Türkiye'nin tedarik zincirlerini güvence altına alırken sürdürülebilirlik ilkelerini gözeten ülkelerle iş birliğini artırması önem arz ediyor.