Çin'in Filipinler Büyükelçisi Huang Xilian, Güney Çin Denizi'nde güç kullanması durumunda Pekin'in bölgede "kolayca kazanacağını" ancak bunun yerine barışı tercih ettiğini söyledi. Bu açıklama, Manila yönetimi tarafından "örtülü tehdit" olarak değerlendirildi ve diplomatik itidal çağrılarını beraberinde getirdi. Tartışmalı Scarborough Shoal (Türkçe'de Sarı Sığlık olarak da bilinir) çevresinde tansiyonun yükseldiği bir dönemde gelen sözler, iki ülke arasındaki sözlü atışmayı daha da alevlendirdi.
Açıklamanın arka planı ve Manila'nın tepkisi
Büyükelçi Huang'ın sözleri, Filipinler'in Çin'in bölgedeki artan askeri varlığına ve gri bölge taktiklerine karşı yürüttüğü diplomatik mücadelenin bir parçası olarak görülüyor. Huang, yaptığı açıklamada Çin'in barışçıl bir yaklaşım benimsediğini vurgulasa da, "güç kullanma" seçeneğini açıkça dile getirmesi Manila'da sert tepkiyle karşılandı. Filipinler Dışişleri Bakanlığı, açıklamayı "kabul edilemez" olarak nitelendirerek Çin'den bu tür ifadeleri kullanmaktan kaçınmasını istedi. Ayrıca, bölgesel istikrarı tehdit eden bu tür söylemlerin ASEAN çerçevesinde ele alınması gerektiği belirtildi.
Scarborough Shoal, 2012'den bu yana Çin'in fiili kontrolü altında bulunuyor ve Filipinler'in geleneksel balıkçılık alanlarından biri. Son aylarda Çin Sahil Güvenlik gemileri ile Filipin balıkçı tekneleri arasında yaşanan karşılaşmalar, iki ülke arasında gerilimi artırmış durumda. Filipinler, 2016'daki Lahey Tahkim Mahkemesi kararını hatırlatarak Çin'in bu bölgedeki hak iddialarının hukuki dayanağı olmadığını savunuyor. Ancak Pekin, mahkeme kararını tanımadığını yineliyor.
Uzmanlar, Büyükelçi Huang'ın açıklamasının, Filipinler'in ABD ile savunma işbirliğini derinleştirmesine ve bölgede daha aktif bir dış politika izlemesine yönelik bir uyarı niteliği taşıdığını belirtiyor. Manila'nın son dönemde Washington ile imzaladığı yeni üs anlaşmaları ve ortak tatbikatlar, Pekin'in tepkisini çekmişti.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Güney Çin Denizi, küresel ticaretin yaklaşık üçte birinin geçtiği stratejik bir su yolu olma özelliği taşıyor. Çin'in bölgedeki geniş kapsamlı egemenlik iddiaları, Filipinler, Vietnam, Malezya, Brunei ve Tayvan ile çeşitli anlaşmazlıklara yol açıyor. Son yıllarda ABD, Japonya ve Avustralya gibi ülkeler, bölgede seyrüsefer serbestisi adına ortak devriye ve tatbikatlar düzenleyerek Çin'e karşı bir denge unsuru oluşturmaya çalışıyor.
Çin'in bu tür açıklamaları, ASEAN içinde de farklı tepkilere yol açıyor. Filipinler, ASEAN'ın Çin ile yürüttüğü Güney Çin Denizi davranış kuralları müzakerelerinde daha sert bir tutum izlenmesini talep ediyor. Ancak Kamboçya gibi bazı üyeler, Çin ile ekonomik ilişkileri ön planda tutarak daha yumuşak bir yaklaşım sergiliyor. Bu bölünme, ASEAN'ın ortak bir pozisyon almasını zorlaştırıyor.
Uluslararası hukuk açısından ise, 2016 Lahey kararı, Çin'in "dokuz çizgi" haritasındaki tarihsel hak iddialarını geçersiz kılmıştı. Ancak Çin, bu kararı yok sayarak bölgede fiili durum yaratmaya devam ediyor. Filipinler, geçtiğimiz yıl Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne başvurarak Çin'in çevre tahribatına ilişkin bir dava açmıştı. Bu tür hukuki girişimler, Manila'nın elini güçlendirmeyi amaçlıyor.
Askeri uzmanlar, Çin'in bölgedeki hava ve deniz unsurlarının sayısını artırmasının, Filipinler'in caydırıcılık kapasitesini zorladığını belirtiyor. Filipinler, modernizasyon çabaları kapsamında yeni savaş gemileri ve radar sistemleri tedarik etmeye çalışıyor. Ancak Çin ile askeri denge, açık ara Pekin'in lehine. Bu nedenle Manila, diplomatik kanalları ve müttefiklik ilişkilerini öncelikli tutuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Çin Denizi'ndeki gerilim, doğrudan Türkiye'nin sınırlarından uzak olsa da küresel ticaret yollarının güvenliği ve uluslararası hukukun üstünlüğü açısından Ankara için önemli. Türkiye, son yıllarda Asya-Pasifik bölgesine yönelik açılımlarını artırıyor; Çin ile ticari ilişkilerini geliştirirken Filipinler ile de savunma sanayi işbirliğini derinleştiriyor. Bu tür gerginlikler, Türk ihracatçıları için nakliye maliyetlerini ve riskleri artırabilir. Ayrıca, uluslararası hukuka saygı vurgusu yapan Türkiye'nin, benzer şekilde deniz yetki alanı anlaşmazlıklarında (Doğu Akdeniz gibi) tutarlı bir pozisyon alması için bu gelişmeleri dikkatle izlemesi gerekiyor. Ankara, bölgesel istikrarın korunması adına diyalog çağrılarını destekleyebilir.