Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, Pazartesi günü Fransız mevkidaşı Jean-Noel Barrot ile yaptığı telefon görüşmesinde Avrupa Birliği'ne ticaret anlaşmazlıklarını tırmandırmaktan kaçınma ve "yapıcı diyalog" yürütme çağrısında bulundu. Görüşme, Brüksel'in Çin'e yönelik yatırım kısıtlamalarını sıkılaştırması ve elektrikli araçlara yönelik ek gümrük vergileri hazırlıkları sürerken gerçekleşti. Fransa Dışişleri Bakanı Barrot'un talebiyle yapılan görüşme, Pekin'in Avrupa başkentleriyle diplomatik temaslarını yoğunlaştırdığı bir döneme denk geliyor.
Ticaret geriliminin arka planı
Avrupa Birliği, Çin'in elektrikli araç üretimindeki devlet desteklerinin haksız rekabet yarattığı gerekçesiyle geçtiğimiz yıl başlattığı soruşturmanın ardından ek gümrük vergileri uygulama kararı almıştı. Çin ise bu adıma karşı AB'den ithal edilen bazı ürünlere yönelik anti-damping soruşturmaları başlatarak misilleme sinyali vermişti. Wang Yi'nin Fransa ile yaptığı görüşme, bu karşılıklı hamlelerin ticaret savaşına dönüşmesini engelleme çabası olarak okunuyor.
Fransa, AB içinde Çin'e karşı en sert tutum alan ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Paris yönetimi, elektrikli araçlara yönelik ek vergileri desteklerken, aynı zamanda Çin ile diplomatik kanalları açık tutmaya özen gösteriyor. Barrot'un görüşme talebi, Fransa'nın hem caydırıcılık hem diyalog stratejisini sürdürdüğünü gösteriyor.
Görüşmede Wang Yi, Çin'in AB ile ilişkilerini "karşılıklı saygı ve eşitlik" temelinde geliştirmeye hazır olduğunu belirterek, Avrupa tarafının "tek taraflı ve korumacı" adımlardan kaçınması gerektiğini vurguladı. Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Wang, "Çin ve AB arasındaki ticari sürtüşmelerin tırmandırılması kimseye fayda sağlamaz" ifadesini kullandı. Barrot ise görüşmede Fransa'nın Çin ile ilişkilerinde açık diyalogdan yana olduğunu, ancak adil rekabet koşullarının sağlanması gerektiğini iletti.
Bölgesel ve küresel boyut
Çin'in Avrupa ile ticaret gerilimi, küresel ekonominin pandemi sonrası toparlanma sürecinde kritik bir eşikte bulunuyor. AB, Çin'in en büyük ticaret ortaklarından biri konumunda. Çin Gümrük Genel İdaresi verilerine göre 2023 yılında AB-Çin ticaret hacmi 780 milyar avroyu aşmış durumda. Bu denli büyük bir ticari ilişkide yaşanacak bir tırmanma, yalnızca iki tarafı değil, küresel tedarik zincirlerini de olumsuz etkileyecek.
ABD'nin Çin'e yönelik yarı iletken ihracat kısıtlamalarını genişletmesi ve Pekin'in buna karşı nadir toprak elementleri ihracatını kontrol altına alma hamleleri, Batı ile Çin arasındaki teknoloji savaşını derinleştirmiş durumda. Avrupa'nın bu denklemde nasıl konumlanacağı, hem NATO içi dengeler hem de küresel ticaret düzeni açısından belirleyici olacak. Çin, Avrupa'yı ABD'den ayrıştırarak kendi lehine bir denge kurmaya çalışıyor. Wang Yi'nin Fransa'ya yaptığı çağrı, bu stratejinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan Avrupa Birliği, Çin'e yönelik yatırım kısıtlamalarını genişletme hazırlığında. Brüksel, kritik altyapı, yapay zeka ve kuantum teknolojileri gibi stratejik sektörlerde Çin sermayesine yönelik daha sıkı denetim mekanizmaları kurmayı planlıyor. Bu adımlar, AB'nin ekonomik güvenlik doktrinini derinleştirdiğini gösteriyor. Çin ise bu tür kısıtlamaları "haksız ve ayrımcı" olarak nitelendiriyor.
Diplomatik gözlemciler, Wang Yi ile Barrot arasındaki görüşmenin somut bir sonuç üretmesinin zor olduğunu, ancak tarafların iletişim kanallarını açık tutmasının önemli olduğunu belirtiyor. Fransa'nın çağrıyı yapan taraf olması, Avrupa'nın Çin ile ilişkilerde inisiyatif alma çabası olarak yorumlanıyor. Görüşmenin ardından her iki tarafın da somut bir anlaşma duyurmaması, pozisyonların henüz yakınlaşmadığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, AB ile Gümrük Birliği ilişkisi ve Çin ile artan ticaret hacmi nedeniyle bu gerilimden doğrudan etkilenebilecek konumda. Çin'in AB'ye yönelik ticaret hamleleri, Türkiye üzerinden yapılan transit ticareti ve Avrupa pazarına ihraç edilen Türk ürünlerini dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca Pekin'in AB ile yaşadığı sürtüşme, Türkiye'yi Çin için alternatif bir ortak olarak öne çıkarabilir. Ankara'nın hem Batı hem Doğu ile dengeli ilişkiler yürütme stratejisi, bu tür jeopolitik kırılmalarda daha da kritik hale geliyor.