Türkiye’nin ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Avrupalı müttefiklerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin muhalefet üzerindeki kapsamlı baskılarına kayıtsız kaldığını belirterek, kıtanın güvenlik endişeleri uğruna demokratik değerlerden taviz verdiğini öne sürdü. CHP yetkililerine göre, tutuklanan belediye başkanları ve parti yöneticilerine yönelik hukuki süreçlerde Batı’dan beklenen tepki gelmezken, Ankara’nın stratejik konumu ve NATO üyeliği, Avrupa’nın eleştirilerini susturuyor.
Baskıların odağında CHP’li belediye başkanları var
Son aylarda İstanbul, Ankara gibi büyükşehirlerin de aralarında bulunduğu onlarca CHP’li belediye başkanı ve parti üyesi, terör soruşturmaları kapsamında gözaltına alındı. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı dava, uluslararası kamuoyunda tartışma yaratmıştı. Ancak muhalefet, Avrupa Birliği (AB) ve ABD’nin somut adım atmaktan kaçındığını, yalnızca temkinli açıklamalarla yetindiğini vurguluyor.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü, “Avrupa, Türkiye’de demokrasinin gerilemesine karşı sesini yükseltmek yerine, sığınmacı anlaşması ve enerji koridoru gibi konularda işbirliğini tercih ediyor. Bu, ilkeli bir duruş değil, pragmatik bir tavizdir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin düzensiz göçü engelleme rolü ve Rusya’ya karşı tampon ülke konumu, Batı’nın Ankara’ya yönelik demokrasi söylemlerini körelten temel faktörler arasında sayılıyor.
Güvenlik-demokrasi dengesi sorgulanıyor
Avrupa’nın Türkiye’ye yönelik politikaları, uzun süredir “güvenlik karşılığında demokrasi” eleştirisine maruz kalıyor. 2016 darbe girişimi sonrası ilan edilen olağanüstü hal ve ardından gelen kapsamlı tasfiyeler, Batı’nın sınırlı tepkisiyle karşılanmıştı. AB’nin Türkiye’ye yönelik mali yardımları ve Gümrük Birliği müzakereleri, demokrasi koşuluna bağlanmış olsa da, uygulamada bu bağın zayıfladığı görülüyor.
Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi sivil toplum kuruluşları, Türkiye’de yargı bağımsızlığının erozyona uğradığı uyarılarını yinelerken, AB’nin resmi raporlarında bu eleştirilere yer vermesine rağmen yaptırım mekanizmalarını harekete geçirmediği belirtiliyor. Hukukçular, Avrupa’nın Türkiye’deki insan hakları ihlallerine karşı “çifte standart” uyguladığını savunuyor: “Bir yandan Polonya ve Macaristan’da hukukun üstünlüğü için prosedür başlatırken, daha büyük bir ülke olan Türkiye’de benzer ihlallere sessiz kalmak inandırıcılığı zedeliyor.”
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin Batı ittifakı içindeki konumunun karmaşıklığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Ankara, jeopolitik önemi sayesinde demokrasi eleştirilerini görece daha az yaptırımla atlatırken, bu durum iç siyasette iktidarın elini güçlendiriyor. Ancak uzun vadede, Avrupa’nın güvenlik öncelikli tutumu, Türkiye’deki demokratik kurumların zayıflamasına yol açarak ülkenin AB üyelik sürecini ve uluslararası itibarını daha da olumsuz etkileyebilir. Muhalefetin bu eleştirisi, aynı zamanda Batı’yla ilişkilerde bir güven bunalımına işaret ediyor.