İspanya'nın Kuzey Afrika'daki özerk kenti Ceuta'ya, Fas'ın sınır kontrolünü gevşetmesinin ardından bir anda akın eden binlerce göçmenin çarpıcı görüntüleri, dünya genelinde aşırı sağ çevrelerce adeta 'gökten zembille inmiş' bir fırsat olarak değerlendirildi. Fas'ın genç ve fit göçmenlerin İspanyol yerleşim bölgesine geçişine izin vermesiyle birlikte, bazı çevreler saatler içinde karanlık bir söylem inşa etti: 'Avrupa'nın işgali', 'medeniyetin çöküşü' gibi başlıklar sosyal medyada hızla yayıldı. Oysa kameralar, olayı tüm yönleriyle değil, yalnızca belirli bir açıdan gösteriyordu.
Ceuta Sınırında Yaşananlar
Mayıs 2021'de, Fas'ın İspanya ile olan diplomatik gerilimi nedeniyle sınır kontrolünü gevşetmesi sonucu, yaklaşık 8.000 kişi Ceuta'ya geçmeyi başardı. Çoğunluğu genç erkeklerden oluşan bu kişiler, yüzme veya sınır duvarını aşarak bölgeye ulaştı. Görüntüler, İspanyol polisinin göçmenleri geri püskürtme çabalarını ve göçmenlerin şehirdeki sokaklarda dolaşmasını gösteriyordu. Bu kaotik tablo, özellikle Avrupa'da yükselen aşırı sağ partiler için propaganda malzemesi haline getirildi. Fransa'da Marine Le Pen, 'Avrupa'nın sınırlarının çöktüğünü' iddia ederken, İspanya'da Vox partisi lideri Santiago Abascal, hükümeti 'işgali önlememekle' suçladı.
Olayın arka planında ise, İspanya'nın Batı Sahra konusundaki tutumu nedeniyle Fas'la yaşanan diplomatik kriz yatıyordu. Fas, İspanya'nın, Polisario Cephesi lideri Brahim Ghali'ye ülkede tedavi imkanı sağlamasını protesto etmek amacıyla sınır kontrolünü gevşettiğini açıkladı. Bu, göçün aslında bir 'silah' olarak kullanıldığını gösteriyor. Uzmanlar, bu tür insani krizlerin, ülkeler arası anlaşmazlıklarda bir koz olarak kullanılabildiğine dikkat çekiyor.
Küresel Göç Krizinin Boyutları
Ceuta olayı, dünya genelinde artan göç hareketlerinin sadece bir yansıması. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) verilerine göre, 2023 itibarıyla dünya genelinde 110 milyondan fazla insan zorla yerinden edilmiş durumda. Bu sayı, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en yüksek seviye. Göçmenlerin çoğu savaş, çatışma, ekonomik istikrarsızlık ve iklim değişikliği gibi nedenlerle evlerini terk etmek zorunda kalıyor. Ancak bu kriz, aşırı sağ söylemlerde sıklıkla 'istila' ya da 'güvenlik tehdidi' olarak sunuluyor.
Ceuta krizi sırasında yayılan görüntüler, özellikle sosyal medyada manipülatif şekilde paylaşıldı. Bazı hesaplar, eski tarihli görüntüleri sanki o an yaşanıyormuş gibi servis etti. Bu durum, dezenformasyonun göç krizini nasıl daha da derinleştirdiğini gösteriyor. Avrupa Birliği, sınır yönetimi konusunda ortak bir politika geliştirmeye çalışsa da üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları, kapsamlı bir çözümün önüne geçiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ceuta krizi, Türkiye'nin göç politikaları açısından önemli dersler içeriyor. Türkiye, halihazırda dünyanın en büyük mülteci nüfusuna ev sahipliği yapıyor. Bu durum, zaman zaman Avrupa ülkeleriyle yaşanan gerilimlerde bir koz olarak kullanılıyor. Örneğin, 2020'de Türkiye'nin Yunanistan sınırındaki kapıları açması, benzer tartışmalara yol açmıştı. Türkiye'nin bu politikası, uluslararası toplumdan tepki alsa da, göçün bir dış politika aracı olarak kullanılabileceğini gösteriyor. Ceuta örneği, göç krizlerinin sadece insani değil, aynı zamanda siyasi ve diplomatik bir boyutu olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye'nin bu krizden çıkaracağı en önemli ders, göç yönetiminin uluslararası işbirliği ve insan hakları temelinde ele alınması gerektiği; aksi takdirde bu tür krizlerin propagandacıların elinde tehlikeli bir silaha dönüşebileceğidir.