Avrupa Birliği'nin Güney Kore'den ithal edilen çeliğe uyguladığı gümrük vergileri, Brüksel ile Seul arasındaki diplomatik ve ticari ilişkilerde gerilime yol açıyor. AB, yerel çelik endüstrisini korumak amacıyla uyguladığı korumacı önlemlerin, Güney Kore tarafından bir ticaret engeli ve stratejik ortaklığa tehdit olarak algılandığı belirtiliyor. İki taraf arasında yürütülen müzakereler, özellikle AB’nin karbon sınır düzenlemesi ve çelik ithalat kotaları konusunda tıkanma noktasına gelmiş durumda.
Gümrük Vergilerinin Arka Planı
AB, 2018 yılında ABD Başkanı Donald Trump'ın çelik ve alüminyuma getirdiği gümrük vergilerinden sonra, kendi pazarını korumak için benzer önlemler almıştı. Bu kapsamda, belirli ülkelerden yapılan çelik ithalatına kotalar ve ek vergiler getirilmişti. Güney Kore, AB'nin önemli bir çelik tedarikçisi konumunda ve bu önlemlerden en çok etkilenen ülkelerin başında geliyor. Seul yönetimi, AB'nin bu politikasının Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına aykırı olduğunu savunurken, Brüksel ise çevresel standartlar ve yerel üretimi koruma gerekçesiyle önlemlerin devam etmesinde ısrar ediyor.
Ekonomik verilere göre, AB'nin çelik ithalatının yaklaşık %20'sini Güney Kore karşılıyor. Gümrük vergilerinin yürürlüğe girmesinin ardından Güney Koreli çelik üreticilerinin AB pazarındaki payı daralırken, alternatif pazarlara yönelme eğilimi arttı. Bu durum, AB ile Güney Kore arasında 2010 yılında imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması'nın (STA) ruhuna da ters düşüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çelik gümrük vergileri sadece ikili ticareti değil, aynı zamanda AB’nin Asya-Pasifik bölgesindeki stratejik hedeflerini de etkiliyor. Güney Kore, AB’nin Hint-Pasifik stratejisinde kilit bir ortak olarak görülürken, bu ticari anlaşmazlık ortaklığın diğer alanlarını da gölgeliyor. Özellikle Kuzey Kore tehdidi, tedarik zinciri güvenliği ve yeşil enerji dönüşümü gibi konularda iş birliği yapılması beklenirken, ticaretteki pürüzler güven ortamını zedeliyor.
Uzmanlar, AB’nin korumacı eğiliminin küresel ticaret savaşlarını tetikleme riski taşıdığına dikkat çekiyor. Güney Kore’nin diğer Asya ülkeleriyle benzer ticaret anlaşmaları yaparak AB’ye alternatif yaratması veya DTÖ’ye şikayette bulunması olası senaryolar arasında. Ayrıca, AB’nin karbon sınır düzenlemesi (CBAM) gibi yeni ticaret politikaları, gelişmekte olan ülkelerle ilişkileri daha da karmaşık hale getirebilir.
Öte yandan, AB’nin İtalya’daki banka birleşmelerine sıcak bakması, Avrupa’nın iç ekonomik entegrasyon çabaları ile küresel ticaretteki korumacılık arasındaki çelişkiyi gözler önüne seriyor. Brüksel, iç pazarda rekabeti teşvik edip birleşmeleri desteklerken, dışarıdan gelen rekabete karşı yerli endüstrileri koruma refleksi gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB’nin Güney Kore’ye yönelik çelik gümrük vergileri, Türkiye’nin benzer bir durumla karşı karşıya kalabileceğini gösteriyor. Türkiye, AB’ye çelik ihraç eden ülkeler arasında yer alıyor ve daha önce de AB’nin korumacı önlemlerinden etkilenmişti. Brüksel’in yeşil dönüşüm gerekçesiyle uyguladığı CBAM, Türk çelik sektörü için maliyet artışı anlamına geliyor. Aynı şekilde, Türkiye’nin gümrük birliği müzakerelerinde AB’nin ticaret politikalarına uyum sağlaması beklenirken, korumacı eğilimler Ankara’nın ihracat hedeflerini olumsuz etkileyebilir. Türkiye’nin, Güney Kore örneğinden ders çıkararak alternatif pazarlara açılması ve DTÖ mekanizmalarını kullanması stratejik bir öneme sahip.