ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) tarafından yayımlanan yeni bir rapor, ülkedeki yetişkinlerin taze meyve ve sebze tüketiminin hane gelirine doğrudan bağlı olduğunu gösterdi. Rapora göre, gelir seviyesi yükseldikçe taze ürün tüketme olasılığı artıyor; düşük ve orta gelirli hanelerde ise sağlıklı gıdaya erişim belirgin şekilde kısıtlı. Bu ayrımın onlarca yıl öncesine dayanan yapısal bir eşitsizliği yansıttığı vurgulanıyor.
Gelir ve Beslenme Arasındaki Uçurum
CDC'nin analizine göre, en düşük gelirli hanelerde yaşayan yetişkinlerin günlük taze meyve ve sebze tüketme oranı, en yüksek gelir grubundakilerin yarısından bile az. Raporda, bu farkın sadece bireysel tercihlerden değil, aynı zamanda gıda erişimi, fiyatlandırma ve çevresel faktörlerden kaynaklandığı belirtiliyor. Düşük gelirli mahallelerde taze ürün satan marketlerin sayısı sınırlı; buna karşılık işlenmiş ve ucuz kalorili gıdalara erişim çok daha kolay.
Uzmanlar, bu durumun obezite, diyabet ve kalp-damar hastalıkları gibi kronik rahatsızlıkların düşük gelirli gruplarda daha yaygın görülmesine yol açtığını söylüyor. CDC raporu, beslenme kaynaklı hastalıkların tedavi maliyetlerinin kamu sağlık harcamalarını ciddi biçimde artırdığını da ortaya koyuyor. Özellikle çocukluk çağı obezitesinin düşük gelirli ailelerde daha hızlı arttığı, bunun da nesiller boyu süren bir sağlık eşitsizliği yarattığı ifade ediliyor.
Araştırmaya göre, gelir düzeyi ile taze gıda tüketimi arasındaki ilişki ırk ve etnik kökene göre de farklılaşıyor. Siyah ve Hispanik topluluklarda düşük gelirli hanelerin oranı daha yüksek olduğu için, bu gruplar sağlıksız beslenmeye bağlı hastalıklardan orantısız şekilde etkileniyor. CDC, bu farkın kapanması için gıda yardım programlarının genişletilmesi, düşük gelirli bölgelerde taze ürün satış noktalarının artırılması ve beslenme eğitiminin yaygınlaştırılması gibi politika önerilerinde bulunuyor.
Onlarca Yıllık Yapısal Sorun
Rapor, söz konusu eşitsizliğin yeni olmadığını, 1970'lerden bu yana gelir dağılımındaki bozulmayla birlikte derinleştiğini hatırlatıyor. ABD'de 1980'lerden itibaren hızlanan ekonomik eşitsizlik, düşük ücretli işlerde çalışan geniş bir kesimin sağlıklı gıdaya erişimini zorlaştırdı. Gıda damgaları (SNAP) gibi federal yardım programları zaman zaman genişletilse de, bu programların taze ürün alımını yeterince teşvik etmediği eleştiriliyor.
Öte yandan, tarım politikaları da dolaylı olarak bu tabloyu etkiliyor. Mısır ve soya gibi ürünlere verilen sübvansiyonlar, işlenmiş gıdaların maliyetini düşürürken, meyve-sebze üretiminin desteklenmesi sınırlı kalıyor. Bu da market raflarında sağlıksız seçeneklerin daha ucuz olmasına yol açıyor. CDC'nin çağrısı, sadece bireysel beslenme alışkanlıklarını değiştirmeye değil, aynı zamanda gıda sisteminin yapısal olarak yeniden düzenlenmesine işaret ediyor.
Rapor ayrıca, pandemi sonrası dönemde artan gıda enflasyonunun düşük gelirli haneleri daha da zorladığını gösteriyor. 2022 ve 2023'te taze meyve-sebze fiyatlarındaki artış, birçok ailenin bu ürünleri sofralarından çıkarmasına neden oldu. CDC, bu durumun çocukların gelişimi üzerinde uzun vadeli olumsuz etkileri olacağı uyarısında bulunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'deki bu tablo, yalnızca ulusal bir sağlık sorunu değil; aynı zamanda küresel gıda güvenliği tartışmalarının bir yansıması. Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Gıda Programı da benzer eşitsizliklerin dünya genelinde arttığını raporluyor. Özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde taze gıdaya erişim, iklim değişikliği, savaşlar ve ekonomik krizlerle daha da zorlaşıyor. ABD gibi yüksek gelirli bir ülkede bile bu denli büyük bir uçurumun olması, küresel gıda sisteminin adil dağıtım konusundaki başarısızlığını gözler önüne seriyor.
Uzmanlar, gelir eşitsizliğinin beslenme üzerinden halk sağlığını tehdit etmesinin, gelecekte iş gücü verimliliğini ve sağlık harcamalarını olumsuz etkileyeceğini belirtiyor. Bu durum, yalnızca ABD için değil, benzer ekonomik modelleri benimseyen diğer ülkeler için de uyarıcı nitelikte. Gıda politikalarının yeniden gözden geçirilmesi, sübvansiyonların sağlıklı ürünlere kaydırılması ve yerel üreticinin desteklenmesi gibi adımlar, birçok ülkede tartışılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de gelir dağılımındaki bozulma ve gıda enflasyonu, düşük gelirli hanelerin taze meyve-sebze tüketimini olumsuz etkiliyor. TÜİK verilerine göre, en düşük gelirli yüzde 20'lik kesimin gıda harcamaları içinde taze ürünlerin payı her geçen yıl azalıyor. ABD'deki CDC raporu, Türkiye'nin de benzer bir halk sağlığı riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Artan gıda fiyatları ve daralan alım gücü, obezite ve diyabet gibi hastalıkların düşük gelirli kesimlerde yaygınlaşmasına zemin hazırlıyor. Bu nedenle, gıda yardımlarının taze ürünleri kapsayacak şekilde genişletilmesi ve yerli üreticinin desteklenmesi, Türkiye için de acil bir politika önceliği haline gelmeli.