Nisan 2026'da ABD'nin İran'a yönelik başlattığı ve Körfez genelinde binlerce misilleme saldırısına yol açan operasyonun üzerinden bir aydan fazla süre geçtikten sonra, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı bir döviz sarraf ağını kapatma kararı aldı. Bu hamle, çatışma bölgelerinden çıkarılan altına yönelik uluslararası yaptırımların neden yıllardır etkisiz kaldığını bir kez daha gözler önüne serdi. İran merkezli döviz büroları ve paravan şirketlerin oluşturduğu karmaşık yapı, yaptırım rejimlerinin en zayıf halkasını oluşturuyor.
Yaptırımların Arka Planı ve Yapısal Zaaflar
ABD Hazine Bakanlığı'nın yıllardır sürdürdüğü yaptırım çabalarına rağmen, İran'ın altın ticareti ve döviz ağları varlığını koruyor. Bunun temel nedeni, altının fiziksel ve taşınması kolay bir değer saklama aracı olması. Dijital izleme sistemleri, kripto paralar ve bankacılık dışı transfer yöntemleri (hawala) üzerinden yürütülen işlemler, geleneksel finansal istihbarat araçlarını etkisiz kılıyor. İran Devrim Muhafızları'na bağlı ağlar, BAE'deki döviz büroları üzerinden altın satın alıp, bunları Türkiye, Irak ve Afganistan gibi ülkelerdeki paravan şirketler aracılığıyla akıtıyor. Bu süreçte kullanılan şirketler sürekli el değiştiriyor, sahte belgelerle ticaret yapılıyor ve yerel yargı alanlarındaki denetim boşluklarından yararlanılıyor. BAE'nin son müdahalesi, bu ağın bir bölümünü hedef alsa da, yapının kendisi kolayca yeniden şekillenebiliyor.
Uzmanlar, yaptırımların başarısızlığını üç ana nedene bağlıyor: Birincisi, hedef ülkenin yaptırımlara karşı koyacak finansal mühendislik kapasitesine sahip olması. İran, onlarca yıllık yaptırım deneyimiyle, bankacılık sisteminden bağımsız alternatif kanallar geliştirdi. İkincisi, uluslararası işbirliğinin yetersizliği. BAE gibi ülkeler, hem Batı ile ticari ilişkilerini sürdürmek hem de İran ile komşuluk ilişkilerini dengelemek zorunda kalıyor; bu da yaptırımların delinmesine yol açıyor. Üçüncüsü, altın piyasasının doğası gereği şeffaf olmaması. Fiziksel altın, el değiştirdiğinde izlenmesi zor; eritilip yeniden dökülebiliyor ve menşei gizlenebiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin İran'a yönelik saldırısı sonrası Körfez'de yaşanan misilleme saldırıları, bölgedeki istikrarsızlığı derinleştirdi. BAE'nin döviz ağını kapatma hamlesi, Washington'un baskısıyla gerçekleşmiş olsa da, bu tür geçici önlemler yaptırım rejiminin yapısal sorunlarını çözmüyor. İran, altın ve döviz rezervlerini kullanarak askeri kapasitesini finanse etmeyi sürdürüyor. Devrim Muhafızları'na bağlı şirketler, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki vekil güçlerine kaynak aktarmak için bu kanalları kullanıyor. Bu durum, sadece ABD'nin değil, bölgedeki diğer aktörlerin de güvenliğini tehdit ediyor.
Uluslararası yaptırım rejimleri, genellikle hedef ülkenin ekonomisini çökertmeyi amaçlar; ancak İran örneğinde olduğu gibi, uzun süreli yaptırımlar hedef ülkeyi daha da izole ederken, yeni kaçış yolları yaratıyor. Altın ticareti, bu kaçış yollarının en bilineni. Türkiye, BAE ve Irak gibi ülkelerdeki serbest ticaret bölgeleri, İran'ın yaptırım delme operasyonlarının merkezinde yer alıyor. Bu ülkelerin bazıları, kendi ekonomik çıkarları için bu ticarete göz yumuyor. Örneğin, Türkiye'deki kuyumcular, İran'dan gelen altını işleyip Avrupa'ya satarak önemli bir gelir elde ediyor. Ancak bu ticaret, Batı'nın yaptırım uyguladığı kurumlarla bağlantılı olduğunda, Türkiye'nin de yaptırım listelerine girmesine neden olabiliyor.
Sonuç olarak, altın yaptırımlarının başarısızlığı, uluslararası toplumun finansal istihbarat ve koordinasyon eksikliğinden kaynaklanıyor. Etkili bir yaptırım için, tüm ülkelerin aynı anda ve tutarlı bir şekilde hareket etmesi, ayrıca alternatif finansal kanalların sıkı denetlenmesi gerekiyor. Ancak bu, egemenlik ve ekonomik çıkar çatışmaları nedeniyle kolayca uygulanabilir görünmüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile uzun sınırı ve derin ticari ilişkileri nedeniyle bu yaptırım oyununun tam merkezinde. Altın ticareti, Türkiye'nin İran'a yönelik yaptırımlardan muaf tutulmak istediği alanlardan biri; ancak ABD'nin ikincil yaptırım tehdidi, Türk bankalarını ve şirketlerini zor durumda bırakıyor. BAE'nin attığı adım, Körfez'deki dengeleri değiştirirken, Türkiye'nin benzer bir baskıyla karşılaşma olasılığını artırıyor. Ayrıca, İran'ın altın kaçakçılığı için Türkiye'yi transit ülke olarak kullanması, Türkiye'yi uluslararası yaptırım listelerine sokabilir. Enerji ve ticaret bağımlılığı göz önüne alındığında, Türkiye'nin hem İran ile ilişkilerini koruyup hem de Batı'nın yaptırımlarına uyum sağlaması giderek zorlaşıyor. Bu denge, önümüzdeki dönemde Türk dış politikasının en kritik sınavlarından biri olacak.