Aktif çatışma bölgelerinde görev yapan insani yardım doktorları ve sağlık çalışanları, her geçen gün artan zorluklarla karşı karşıya. Sözde "çift tıklama" saldırıları acil müdahale ekiplerini riske atarken, yol kesmeler, tahliye emirleri ve insani kuruluşların siyasi çekişmelerin ortasına çekilmesi, sağlık hizmetlerinin sürdürülmesini neredeyse imkânsız hale getiriyor. Bu koşullar, uluslararası insancıl hukukun ve savaş kurallarının açık ihlali anlamına geliyor.
Arka Plan: Çatışma Bölgelerinde Sağlık Hizmetinin Kırılganlığı
İnsani yardım kuruluşları, özellikle doktorlar ve hemşireler, silahlı çatışmaların yoğun olduğu bölgelerde hayat kurtarma misyonunu yerine getirmeye çalışıyor. Ancak son yıllarda artan saldırılar, bu görevi giderek daha tehlikeli kılıyor. "Çift tıklama" olarak bilinen taktik, ilk saldırının ardından yardıma gelen sağlık ekiplerini hedef alan ikinci bir saldırıyı içeriyor. Bu yöntem, hem hastaları hem de sağlık personelini doğrudan hedef alarak, tıbbi tarafsızlık ilkesini hiçe sayıyor.
Yol kesmeler ve kontrol noktaları, yaralılara zamanında ulaşılmasını engelliyor. Bazı durumlarda, tahliye emirleri, hastanelerin boşaltılmasını zorunlu kılarak, kritik durumdaki hastaların kaderine terk edilmesine yol açıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2020-2023 yılları arasında çatışma bölgelerinde sağlık tesislerine yönelik saldırılarda binlerce kişi hayatını kaybetti veya yaralandı. Bu saldırılar, uluslararası hukuka göre savaş suçu teşkil ediyor; ancak sorumluların cezalandırılması nadiren mümkün oluyor.
İnsani kuruluşların siyasi konumlandırılması da ayrı bir sorun. Bazı hükümetler, yardım kuruluşlarını kendi politik çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışıyor veya onları meşru hedef haline getiriyor. Bu durum, insani yardımın tarafsızlığına gölge düşürüyor ve sahadaki güvenliği tehlikeye atıyor. Örneğin, Suriye, Yemen ve Ukrayna gibi bölgelerde, yardım kuruluşları sıklıkla taraflardan biriyle ilişkilendirilerek itibarsızlaştırılmaya çalışıldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çatışma bölgelerinde sağlık hizmetlerine erişim, yalnızca bölgesel bir sorun değil; küresel bir kriz. Uluslararası toplum, Cenevre Sözleşmeleri ve ek protokolleriyle sağlık personelinin korunmasını garanti altına almış olsa da, uygulamada bu koruma kâğıt üzerinde kalıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 2286 sayılı kararla sağlık tesislerine yönelik saldırıları kınamış, ancak yaptırım mekanizmaları zayıf kalmış durumda.
Avrupa Birliği ve NATO gibi kuruluşlar, üye ülkelerin çatışma bölgelerindeki sağlık altyapısına destek vermesi konusunda çağrılar yapıyor. Ancak, askeri operasyonların sivil altyapıya verdiği zarar, insani yardımın önündeki en büyük engel. Ayrıca, mülteci akınları ve yerinden edilmiş nüfus, komşu ülkelerdeki sağlık sistemleri üzerinde ek baskı oluşturuyor. Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla bu krizlerden doğrudan etkilenen ülkelerin başında geliyor.
Son dönemde, insani yardım kuruluşlarına yönelik siber saldırılar ve dezenformasyon kampanyaları da artış gösterdi. Bu saldırılar, yardım kuruluşlarının itibarını zedeleyerek, bağış toplama ve sahadaki operasyonları sekteye uğratıyor. Küresel ölçekte, sağlık çalışanlarının korunması için daha etkin bir uluslararası mekanizma kurulması gerekiyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, taraf devletlere sağlık personeline yönelik saldırıları soruşturma ve faili cezalandırma çağrısı yapıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suriye, Irak ve Ukrayna gibi çatışma bölgelerine komşu olması nedeniyle insani yardım operasyonlarında kritik bir aktör. Türk sağlık ekipleri ve sivil toplum kuruluşları, sınır ötesi yardım faaliyetlerinde sıklıkla yer alıyor. Ancak, bu bölgelerde artan güvenlik riskleri, Türkiye'nin insani diplomasi çabalarını zorlaştırıyor. Ayrıca, mülteci akınları ve sınır güvenliği, Türkiye'nin sağlık altyapısı üzerinde ek yük oluşturuyor. Uluslararası toplumun sağlık çalışanlarına yönelik saldırılara karşı ortak bir tavır alması, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve insani yardım politikaları açısından hayati önem taşıyor. Türkiye, bu konuda uluslararası platformlarda daha aktif rol alarak, savaş suçlarının önlenmesi ve insancıl hukukun güçlendirilmesi için çaba göstermeli.