Nisan 2026'da, ABD'nin İran'a yönelik saldırısının üzerinden bir aydan fazla bir süre geçtikten sonra, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İslam Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) ile bağlantılı bir döviz bürosu ağını kapattı. Bu operasyon, İran döviz evlerinin ve paravan şirketlerin, uluslararası yaptırımlara rağmen altın ticareti yoluyla milyarlarca doları nasıl akladığını ortaya çıkardı. Ancak uzmanlara göre, bu tür önlemler çatışma altınının finansmanını durdurmakta yetersiz kalıyor; çünkü yaptırımlar, altın ticaretinin doğası gereği kolayca deliniyor ve küresel finansal sistemdeki boşluklar, bu tür ağların yeniden yapılanmasına olanak tanıyor.
BAE'nin Operasyonu ve Yaptırımların Etkisi
BAE'nin kapatma kararı, bölgedeki İran bağlantılı finansal ağlara yönelik en kapsamlı operasyonlardan biri olarak kayda geçti. Yetkililer, bu ağın, İran'ın nükleer programına ve bölgesel vekil güçlerine fon sağlamak amacıyla altın alım satımı yaptığını ve bu işlemleri meşru ticaret gibi gösterdiğini belirtti. Ancak bu operasyon, yalnızca bir buzdağının görünen yüzü olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, benzer ağların diğer Körfez ülkeleri ve Asya'daki finans merkezlerinde de faaliyet gösterdiğini ve bu ülkelerin yaptırım rejimlerine tam anlamıyla uymadığını ifade ediyor.
Çatışma altını ticareti, özellikle altının yüksek değeri ve kolayca taşınabilir olması nedeniyle, yaptırım uygulanan ülkeler için cazip bir finansman kaynağı oluşturuyor. İran, geçmişte de altın ticareti yoluyla uluslararası bankacılık sistemine erişimini sürdürmeye çalışmış ve bu tür işlemleri gerçekleştirmek için çeşitli paravan şirketler kurmuştu. BAE'nin son operasyonu, bu tür faaliyetlerin önlenmesi için atılan adımlardan biri olsa da, yaptırımların genel etkinliği konusunda ciddi soru işaretleri bulunuyor.
Küresel Finansal Sistemdeki Zafiyetler
Çatışma altını yaptırımlarının başarısızlığı, küresel finansal sistemin yapısal sorunlarından kaynaklanıyor. Altın ticareti, büyük ölçüde nakit ve gayriresmî kanallar üzerinden yürütüldüğü için, izlenmesi ve engellenmesi oldukça güç. Ayrıca, bazı ülkelerdeki zayıf düzenleyici çerçeveler ve bankacılık dışı finansal kurumlar üzerindeki denetim eksiklikleri, yaptırım uygulanan aktörlerin bu boşluklardan yararlanmasına olanak tanıyor. Uzmanlar, bu durumun yalnızca İran için değil, aynı zamanda Kuzey Kore ve Suriye gibi diğer yaptırım uygulanan ülkeler için de geçerli olduğunu vurguluyor.
Bu bağlamda, uluslararası toplumun çatışma altını ticaretini engellemeye yönelik çabalarının, daha kapsamlı bir yaklaşım gerektirdiği ifade ediliyor. Sadece belirli ağları hedef almak yerine, altın tedarik zincirinin tamamının şeffaflığını artırmak ve finansal kurumlar arasında daha sıkı iş birliği sağlamak gerekiyor. Aksi takdirde, kapatılan her ağın yerine yenisi kurulacak ve yaptırımlar sadece kağıt üzerinde etkili olacaktır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin komşusu olduğu İran ile olan ekonomik ilişkilerini doğrudan etkileyebilir. Türkiye, enerji ithalatında İran'a bağımlı olmasa da, iki ülke arasındaki ticaret hacmi ve bölgesel iş birliği alanları bulunuyor. BAE'nin bu operasyonu, İran'ın finansman kanallarının daralmasına yol açabilir ve bu durum, Türkiye-İran ticaretinde alternatif ödeme yöntemlerine yönelik arayışları artırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin kendi finansal sisteminde de benzer boşlukların bulunması, uluslararası yaptırımların etkisini artırabilir ve Türk bankalarını daha dikkatli olmaya itebilir. Öte yandan, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak, çatışma altını ticaretine karşı uluslararası çabalara katkı sağlaması, hem kendi itibarı hem de bölgesel istikrar açısından önem taşıyor.