Middle East Eye'da yayımlanan bir görüş yazısında, Büyük Teknoloji şirketleri ile aşırı sağ arasındaki “kutsal olmayan ittifak”ın dünya çapında istikrarı tehdit ettiği öne sürüldü. Yazıda, teknoloji devlerinin aşırı sağ gruplara sağladığı altyapı ve görünürlüğün, nefret söyleminin ve dezenformasyonun yayılmasını kolaylaştırdığı, bunun da demokratik kurumlara yönelik riskleri artırdığı vurgulanıyor. Yazar, bu işbirliğinin sadece Batı'da değil, küresel ölçekte de yıkıcı etkileri olabileceği uyarısında bulunuyor.
İttifakın Arka Planı: Teknoloji ve Aşırı Sağın Kesişimi
Yazıya göre, Büyük Teknoloji şirketleri ile aşırı sağ arasındaki ilişki son yıllarda giderek derinleşti. Sosyal medya platformlarının algoritmaları, kullanıcıları kutuplaştırıcı ve radikal içeriklere yönlendirerek aşırı görüşlerin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlıyor. Özellikle Facebook, Twitter (X), YouTube ve Telegram gibi platformlar, aşırı sağ grupların örgütlenmesi, propaganda yapması ve taraftar toplaması için elverişli bir zemin sunuyor. Şirketlerin kâr odaklı iş modelleri, nefret söylemi ve yanlış bilgiyle mücadelede yeterli adımlar atmaktan kaçınmalarına yol açıyor.
Yazar, bu ittifakın sadece çevrimiçi alanla sınırlı olmadığını, aynı zamanda siyasi ve ekonomik boyutları bulunduğunu belirtiyor. Teknoloji devlerinin, aşırı sağ partilere ve hareketlere doğrudan veya dolaylı finansal destek sağladığı, lobi faaliyetleri yürüttüğü ve ortak çıkar alanları oluşturduğu ifade ediliyor. Örneğin, bazı teknoloji yöneticilerinin aşırı sağ politikacılarla görüşmeleri, seçim kampanyalarına bağış yapmaları veya onların söylemlerini normalleştirmeleri dikkat çekiyor. Bu durum, teknoloji şirketlerinin tarafsızlığını ve kamu yararına hizmet etme iddiasını zedeliyor.
Ayrıca yazıda, Büyük Teknoloji'nin veri toplama ve hedefleme yeteneklerinin aşırı sağ tarafından manipülatif amaçlarla kullanılabildiği vurgulanıyor. Kişisel verilerin izinsiz toplanması ve mikrosegmentasyon teknikleriyle seçmen davranışlarının yönlendirilmesi, demokratik süreçlere müdahale riskini artırıyor. Cambridge Analytica skandalı bu tür uygulamaların somut bir örneği olarak hatırlatılıyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımaları
Yazı, bu ittifakın etkilerinin küresel ölçekte hissedildiğini, ancak Orta Doğu gibi bölgelerde daha da yıkıcı olabileceğini savunuyor. Orta Doğu'da zaten kırılgan olan siyasi dengeler, sosyal medya üzerinden yayılan aşırı sağ ideolojiler ve dezenformasyon kampanyalarıyla daha da istikrarsızlaşabilir. Özellikle otoriter rejimlerin, aşırı sağ grupları kendi çıkarları doğrultusunda kullanması veya onlarla işbirliği yapması, bölgede mezhepsel ve etnik gerilimleri körükleyebilir. Ayrıca, mülteci karşıtı söylemler ve İslamofobi, aşırı sağın küresel yükselişiyle paralel olarak artıyor; bu da Müslüman topluluklar üzerinde baskı oluşturuyor.
Yazıda, Büyük Teknoloji şirketlerinin bu süreçteki rolünün sorumsuzluk olarak nitelendirildiği ve düzenleyici kurumların yetersiz kaldığı belirtiliyor. Şirketlerin kendi kendini denetleme mekanizmaları, aşırı içeriklerin yayılmasını engellemekte başarısız oluyor. Ayrıca, birçok ülkede teknoloji lobisinin siyaset üzerindeki etkisi, etkili yasaların çıkarılmasını engelliyor. Yazar, uluslararası toplumun ve sivil toplum kuruluşlarının bu ittifaka karşı birleşmesi gerektiğini, aksi takdirde demokrasinin ve insan haklarının daha da erozyona uğrayacağını savunuyor.
Öte yandan, bazı teknoloji şirketlerinin son dönemde aşırı sağ içeriklere yönelik politikalarını sıkılaştırdığı, ancak bu adımların yetersiz ve tutarsız olduğu ifade ediliyor. Örneğin, belirli grupların yasaklanması, yerine yeni grupların türemesini engellemiyor; moderasyon ekiplerinin yetersizliği ve algoritmik şeffaflık eksikliği sorunları derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Büyük Teknoloji ile aşırı sağ arasındaki ittifak, Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Türkiye, sosyal medya kullanımının yoğun olduğu bir ülke olarak dezenformasyon ve nefret söylemi riskleriyle karşı karşıya. Özellikle mülteci karşıtı ve İslamofobik içeriklerin yayılması, toplumsal kutuplaşmayı artırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Avrupa ve Orta Doğu arasında köprü konumu, küresel aşırı sağ akımlardan etkilenmesini kaçınılmaz kılıyor. Türkiye'nin, dijital platformlara yönelik düzenlemeleri sıkılaştırması ve uluslararası işbirliklerini güçlendirmesi, bu tehdide karşı önemli bir adım olacaktır. Ancak, ifade özgürlüğü ile güvenlik arasındaki dengeyi gözetmek kritik.