İngiltere’nin bir sonraki başbakanı olmaya hazırlanan Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham, dün yaptığı kapsamlı konuşmada ülkenin yerelleşme politikalarına yeni bir boyut kazandıracak bir plan sundu. Burnham’ın merkezinde yer alan strateji, büyük şirketlerin yöneticilerinin çoğunun onaylayacağı bir çerçeve sunuyor: Bölgelere daha fazla mali ve idari özerklik verilmesi ancak bunun merkezi hükümetin denetiminde kalması. Bu yaklaşım, iş dünyasının istikrar ve öngörülebilirlik taleplerini karşılarken, aynı zamanda yerel kalkınmanın önünü açmayı hedefliyor.
Planın ayrıntıları ve arka planı
Burnham’ın önerisi, İngiltere’nin kuzeyindeki bölgelerin Londra’ya olan bağımlılığını azaltmayı amaçlıyor. Konuşmasında, “Bölgesel eşitsizlikleri kapatmak için merkeziyetçi yaklaşımlar yeterli olmadı. Yerel yöneticilere ve topluluklara daha fazla yetki verilmeli” ifadelerini kullandı. Planın temel taşları arasında, belediye başkanlarına vergi toplama ve harcama konusunda genişletilmiş yetkiler tanınması, altyapı projelerinin hızlandırılması için bölgesel fonların oluşturulması ve iş gücü eğitim programlarının yerelleştirilmesi yer alıyor. Burnham, bu adımların aynı zamanda Londra dışındaki bölgelerin küresel yatırımcılar için daha cazip hale geleceğini vurguladı.
Bu gelişme, İngiltere’de uzun süredir tartışılan “Kuzey-Güney uçurumu” sorununa yönelik somut bir çözüm arayışının parçası. Ekonomik verilere göre Londra ve Güneydoğu İngiltere, ülkenin GSYİH’sinin yüzde 40’ından fazlasını üretirken, kuzeydeki şehirler kişi başına gelirde yüzde 30’a varan düşüşler yaşıyor. Burnham’ın bu planı, 2014 yılında başlatılan ve sınırlı yetkiler tanıyan “Büyük Şehirler Anlaşması”nın ötesine geçiyor.
Küresel ve bölgesel boyut
Burnham’ın önerisi, yalnızca İngiltere içi bir tartışma değil. Avrupa’da birçok ülke, merkezi yönetimlerin başarısız olduğu bölgelerde yerelleşmeyi teşvik ediyor. Almanya’da eyalet sisteminin başarısı, İtalya’da güney bölgelerine yönelik özel statü girişimleri bu eğilimin örnekleri arasında. Küresel ölçekte ise, Dünya Bankası bölgesel eşitsizliklerin ülkelerin büyüme potansiyelini sınırladığını belirtiyor. Burnham’ın stratejisi, bu yöndeki uluslararası konsensüsle uyumlu: Büyüme, yalnızca merkezden değil, yerel dinamiklerle de yönlendirilmeli. Ancak uzmanlar, uygulamanın sorunsuz olmayacağı konusunda uyarıyor. Yerel yöneticilerin kapasite eksikliği, yolsuzluk riski ve merkezi hükümetin yetki devrine direnci, planın önündeki engeller olarak sıralanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun yıllardır merkeziyetçi bir yönetim geleneğine sahip olmasına rağmen, son dönemde büyükşehir belediyelerinin yetkilerinin artırılması yönünde adımlar atıyor. Burnham’ın planı, Türkiye’de özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerin küresel rekabet gücünü artırmak için bir model olabilir. Ancak Türkiye’deki mevcut siyasi gerilimler, yerel yönetimlerin merkezle çatışmasına yol açabiliyor. Bu nedenle, Burnham modelinin Türkiye’ye uyarlanması, yerel yönetimlerin mali özerkliğinin yanı sıra siyasi uyum mekanizmalarını da gerektirecek. Öte yandan, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde bölgesel kalkınma fonları ve aday ülke statüsü göz önüne alındığında, bu tür yerelleşme politikaları AB uyum sürecini hızlandırabilir.