İngiltere ve Kuzey İrlanda genelinde, 10 gün içinde yaşanan iki ayrı bıçaklama olayı, sağcı çevrimiçi hesaplar tarafından körüklenen şiddetli protestolara dönüştü. Southport'ta bir dans okulunda üç kız çocuğunun öldürülmesi ve Belfast'ta bir yürüyüşün kargaşaya dönüşmesi, göçmen karşıtı ve Müslüman düşmanı sloganlarla sokakları yangın yerine çevirdi. Olaylar, Britanya'da uzun süredir devam eden bir modeli ortaya koyuyor: aşırı sağ internet retoriği, marjinal saldırıları kitlesel şiddet dalgalarına çeviriyor.
Gelişmenin Arka Planı
İlk olay, 29 Temmuz'da Southport kasabasında bir Taylor Swift temalı dans atölyesinde yaşandı. 17 yaşındaki bir zanlı, üç kız çocuğunu bıçaklayarak öldürdü, sekiz çocuk ve iki yetişkin yaralandı. Saldırganın kimliği bildirilmedi ancak sahte bir sosyal medya hesabı, onun Müslüman bir sığınmacı olduğunu iddia etti. Sağcı aktivistlerin paylaştığı bu yanlış bilgi, bir hafta süren şiddetli sokak çatışmalarını tetikledi. Polise taş ve şişe atan kalabalıklar, camileri ve polis merkezlerini hedef aldı; 150'den fazla kişi tutuklandı. Northern Ireland'da ise, 9 Ağustos'ta Belfast'ta bir yürüyüş, İngiltere'deki olaylarla dayanışma amacıyla başladı ancak kısa sürede şiddete dönüştü. Bark veya molotof kokteylleri kullanıldığı bildirildi.
Britanya hükümeti, olayları “isyan” olarak nitelendirdi ve Başbakan Keir Starmer, güvenlik güçlerine sert müdahale yetkisi verdi. Ancak uzmanlar, bu tür olayların altında yatan yapısal sorunlara dikkat çekiyor: göçmen karşıtlığı, ekonomik eşitsizlik ve sosyal medyada hızla yayılan komplo teorileri. Sağcı figürler, özellikle GB News ve çevrimiçi platformlar aracılığıyla göçmenleri suçlayarak toplumsal kutuplaşmayı derinleştiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Britanya'daki bu şiddet dalgası, Avrupa genelinde benzer olaylarla paralellik taşıyor. Fransa, Almanya ve İsveç'te de aşırı sağ partiler, sosyal medyada yayılan yanlış bilgilerle beslenen göçmen karşıtı protestoları başlattı. Avrupa Birliği, dijital platformlarda nefret söyleminin denetimini sıkılaştırmayı tartışırken, İngiltere gibi Brexit sonrası izole bir ülkede bu tür olaylar daha da belirgin hale geliyor. Kuzey İrlanda özelinde, 1998 Hayırlı Cuma Anlaşması'ndan sonra süren gerginlikler, bu yeni göçmen karşıtı boyutla birleşince durum daha karmaşıklaşıyor. Batı ülkelerinde, ekonomik daralma dönemlerinde göçmenlerin günah keçisi yapılmasına sıklıkla tanık olunuyor. İngiltere'deki olaylar, düzensiz göçü engellemeyi hedefleyen Ruanda planı gibi tartışmalı politikaları da yeniden gündeme getirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Britanya'daki olaylar, Türkiye'nin Avrupa Birliği ve bireysel Avrupa ülkeleriyle ilişkilerinde önemli bir emsal oluşturuyor. Türkiye, geçmişte Suriyeli mülteciler konusunda benzer göçmen karşıtı söylemlerle karşılaşmış, Avrupa'nın sıklıkla “mülteci krizi” yönetiminde Türkiye'yi suçladığı bir dönem yaşanmıştı. Bu tür kitlesel şiddet olayları, Avrupa kamuoyunda göçmen karşıtlığını körükleyerek Türkiye-Avrupa diyaloğunu zorlaştırabilir. Öte yandan, Türkiye'nin terör ve şiddetle mücadeledeki deneyimi, özellikle Kuzey İrlanda gibi bölgelerde benzer sorunlarla baş etmeye çalışan ülkelere model olarak sunulabilir. Türkiye'nin bu krizi yumuşak güç unsuru olarak kullanıp, Avrupa ülkeleriyle yapıcı bir diyalog yürütmesi mümkündür. Ancak bu, iç kamuoyunda Avrupa'daki göçmen karşıtı söylemin eleştirilmesini ve demokratik ilkelerin savunulmasını gerektirir.