Birleşik Krallık, Avrupa Birliği'nden resmen ayrılışının üzerinden geçen yıllara rağmen, ekonomik rotasını netleştirebilmiş değil. Ülke ihracatının büyük bölümünü oluşturan hizmet sektörleri, Brexit sonrası getirilen ticaret engelleri nedeniyle ciddi bir darboğazla karşı karşıya. Mali hizmetler, danışmanlık, yazılım ve yaratıcı endüstriler gibi alanlarda faaliyet gösteren şirketler, AB pazarına erişimde artan bürokrasi ve düzenleyici uyum maliyetleriyle mücadele ediyor. Bu durum, Birleşik Krallık'ın küresel ticaretteki rekabet gücünü zayıflatırken, hükümeti yeni bir ekonomik model oluşturmaya zorluyor.
Hizmet İhracatındaki Darboğaz
Birleşik Krallık ekonomisinin yaklaşık %80'ini oluşturan hizmet sektörü, Brexit sonrası en büyük darbeyi alan alan oldu. AB ile imzalanan Ticaret ve İşbirliği Anlaşması, mal ticaretinde gümrük vergilerini sıfırlasa da hizmet ticareti için benzer bir kolaylık sağlamadı. Finansal hizmetler, sigorta, hukuk ve mühendislik gibi alanlarda faaliyet gösteren İngiliz firmaları artık AB'de iş yapabilmek için ayrı ayrı lisans almak, yerel düzenlemelere uymak ve ek belgelendirme süreçlerinden geçmek zorunda. Bu durum özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için ciddi bir maliyet ve zaman kaybına yol açıyor.
Londra merkezli finans devleri, Brexit sonrası Amsterdam, Paris ve Frankfurt gibi rakip şehirlere yönelen yatırımlarla karşı karşıya. Yaklaşık 7.500 finans çalışanı ve 1.2 trilyon sterlinlik varlık, Brexit nedeniyle AB'ye taşındı. Bu durum, Birleşik Krallık'ın hizmet ihracatındaki rekabet avantajını ciddi şekilde aşındırıyor. Teknoloji ve yaratıcı endüstriler de benzer sorunlar yaşıyor; veri akışındaki kısıtlamalar ve yetenekli iş gücünün serbest dolaşımındaki engeller, bu sektörlerin büyüme potansiyelini sınırlıyor.
Küresel Boyut: Yeni Ticaret Ortaklıkları Arayışı
Hizmet sektöründeki bu sıkışmışlık, Birleşik Krallık'ı AB dışında yeni ticaret ortaklıkları aramaya yöneltti. Hükümet, Asya-Pasifik bölgesindeki büyüyen ekonomilerle ticaret anlaşmaları imzalayarak kaybı telafi etmeyi umuyor. Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda ile yapılan anlaşmalar bu stratejinin ilk adımları olarak görülüyor. Ancak bu anlaşmaların, AB pazarının sağladığı hacim ve yakınlığın yerini tutması beklenmiyor. Ayrıca, küresel hizmet ticaretinde ABD ve Çin gibi büyük oyuncularla rekabet etmek, Birleşik Krallık için giderek zorlaşıyor. ABD ile kapsamlı bir ticaret anlaşması müzakere etme girişimleri ise henüz somut bir sonuç vermedi.
Bu gelişmeler, Birleşik Krallık'ın ekonomik modelini yeniden tanımlaması gerektiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, ülkenin yüksek katma değerli hizmetlerde uzmanlaşmaya devam etmesi gerektiğini, ancak bunun için AB pazarına erişim sorununun çözülmesi şart olduğunu vurguluyor. Aksi halde, İngiltere ekonomisi kendisini bir tür "orta gelir tuzağı"nda bulabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Birleşik Krallık'ın yaşadığı bu ekonomik dönüşüm sancıları, Türkiye için dersler içeriyor. Türkiye'nin de hizmet ihracatını artırma hedefi bulunuyor ve özellikle finans, inşaat mühendisliği ve yazılım alanlarında küresel pazarda yer edinmeye çalışıyor. Britanya'nın Brexit sonrası yaşadığı ticaret engelleri, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği'nin modernizasyonu konusunda elini güçlendirebilir. Ayrıca, İngiltere ile Türkiye arasında mevcut serbest ticaret anlaşması hizmet sektörünü kapsamıyor; bu anlaşmanın derinleştirilmesi, iki ülke için de karşılıklı yarar sağlayabilir. Öte yandan, İngiltere'nin Asya-Pasifik'e yönelmesi, Türkiye'nin bu bölgedeki ticari angajmanını artırma stratejisiyle uyumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir.