İngiltere'de Brexit tartışması yeniden alevlendi. Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham'ın Avrupa Birliği (AB) ile daha yakın entegrasyon çağrısı ve son anketlerde halkın yaklaşık yarısının yeniden üyelikten yana olduğunun ortaya çıkması, ülkenin 2016'daki ayrılık kararının ardından ilişkilerini sorgulamasına yol açtı. Şubat 2016'da dönemin Başbakanı David Cameron, referandum kararını açıklamasından günler sonra Slough'daki işçilere seslenerek ayrılığın yaratacağı belirsizliklere dikkat çekmişti. Aradan geçen yıllarda ekonomik zorluklar, ticaret engelleri ve Kuzey İrlanda protokolü gibi sorunlar, Brexit'in sonuçlarını sorgulayan sesleri güçlendirdi.
Brexit'in arka planı ve yeniden gündeme gelişi
Birleşik Krallık, 23 Haziran 2016'da yapılan referandumda yüzde 51,9'a karşı yüzde 48,1 ile AB'den ayrılma kararı aldı. 31 Ocak 2020'de resmen birlikten çıkan ülke, 2021 başından itibaren yeni ticaret düzenlemeleriyle karşılaştı. Ancak anlaşmanın getirdiği gümrük kontrolleri, Kovid-19 salgını ve küresel tedarik zinciri sorunlarıyla birleşince işletmeler üzerindeki yük arttı. Özellikle Kuzey İrlanda protokolü, bölgedeki siyasi istikrarsızlığı derinleştirdi. 2022'de Rishi Sunak hükümeti, protokolde değişiklik öngören Windsor Çerçevesi'ni müzakere etti. Yine de kamuoyunda Brexit'in vaat ettiği faydaların gerçekleşmediğine dair yaygın bir algı oluştu.
Son dönemde ana muhalefetteki İşçi Partisi, iktidara gelmesi halinde AB ile ilişkileri "daha işlevsel" hale getireceğini söylese de tekrar üyelik gündemde değil. Ancak Andy Burnham gibi isimler, genç neslin AB ile bağlarının kopmaması gerektiğini vurguluyor. Burnham, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada "AB ile daha yakın bir ortaklık kurmalıyız" diyerek hükümete çağrıda bulundu. Bu çıkış, Muhafazakâr Parti içindeki sert Brexit yanlıları tarafından eleştirilirken, kamuoyunda yankı buldu.
YouGov'un son anketine göre, İngilizlerin yüzde 50'si yeniden AB'ye katılmayı desteklerken, yüzde 35'i karşı çıkıyor. Geri kalanı kararsız. Bu sonuç, 2016'daki dengenin tersine döndüğünü gösteriyor. Ancak uzmanlar, anketlerin tek başına belirleyici olmadığını, ekonomik ve siyasi koşulların da etkili olacağını belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Brexit, yalnızca Birleşik Krallık'ı değil, tüm Avrupa'yı etkileyen bir süreç oldu. AB, ayrılık sonrası iç bütünlüğünü korumaya çalışırken, İngiltere ile ilişkilerde pragmatik bir yaklaşım benimsedi. Ticaret anlaşması, gümrük tarifelerini sıfırlasa da, menşe kuralları ve düzenleyici farklılıklar nedeniyle işletmeler için maliyetler arttı. Özellikle Londra'nın finans merkezi konumu, AB'nin denklik kararlarına bağlı hale geldi. Öte yandan İngiltere, Hint-Pasifik bölgesine yönelerek yeni ticaret ortaklıkları kurmaya çalıştı; Trans-Pasifik Ortaklığı Anlaşması'na (CPTPP) katıldı. Ancak bu adımlar, AB pazarına erişimin kaybını telafi etmedi.
Küresel ölçekte ise Brexit, popülizm ve Avrupa şüpheciliğinin yükselişinin bir sembolü olarak görüldü. AB'nin genişleme politikası ve üye ülkeler arasındaki dayanışma, İngiltere'nin ayrılmasıyla sarsıldı. Son yıllarda Ukrayna savaşı ve enerji krizi, Avrupa'nın birliğe olan ihtiyacını yeniden hatırlattı. Bu bağlamda İngiltere'nin AB ile yakınlaşması, Batı ittifakı içinde de olumlu karşılanabilir. Ancak AB yetkilileri, İngiltere'nin ayrıcalıklı bir konum elde etmesine sıcak bakmıyor; "üyelik dışında en iyi ilişki" çerçevesinde kalınması gerektiğini vurguluyorlar.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Brexit'in yeniden tartışılması, Türkiye-AB ilişkileri açısından dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. İngiltere, Türkiye'nin AB dışındaki en büyük ticaret ortaklarından biri; 2020'de imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması ile ilişkiler güçlendi. İngiltere'nin AB ile yakınlaşması, Türkiye'nin de AB ile ticaret ve dış politika alanlarında daha esnek iş birlikleri geliştirmesine zemin hazırlayabilir. Ayrıca AB içindeki dengelerin değişmesi, Türkiye'nin üyelik sürecine yönelik tutumları etkileyebilir. Ancak kısa vadede somut bir etki beklenmiyor; yine de İngiltere'nin AB'ye geri dönüş sinyalleri, Avrupa'da "çok hızlı entegrasyon" tartışmalarını alevlendirerek Türkiye'nin pozisyonunu yeniden değerlendirmesini gerektirebilir.