Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılma kararının üzerinden geçen on yılda, kamuoyundaki algıların aksine, Manş Denizi'nin iki yakasında da yeniden yakınlaşma yönünde güçlü bir irade ortaya çıktı. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) tarafından yayımlanan yeni bir anket çalışması, hem Britanyalıların hem de AB vatandaşlarının büyük çoğunluğunun, iki taraf arasındaki ilişkilerin yeniden canlandırılmasını desteklediğini gösteriyor. Bu bulgu, özellikle son yıllarda Ukrayna savaşı, enerji krizi ve küresel ticaretteki aksaklıklar bağlamında, iş birliğinin faydalarının yeniden değerlendirildiğine işaret ediyor.
Anketin çarpıcı sonuçları
ECFR'nin Brexit'in 10. yılı vesilesiyle hazırladığı rapora göre, Birleşik Krallık'ta katılımcıların %62'si, Avrupa Birliği ile daha yakın ekonomik ve siyasi bağlar kurulmasından yana. Benzer şekilde, AB üyesi ülkelerde de bu oran %70'in üzerine çıkıyor. Anket, özellikle genç nüfus arasında Brexit kararının olumsuz etkilerinin daha fazla hissedildiğini ve bu kesimin ilişkilerin yeniden tesisine daha sıcak baktığını ortaya koyuyor. Oysa medyada ve siyasi çevrelerde süregelen tartışmalar, çoğu zaman değişmeyen bir tablo sunuyordu. Son on yılda uygulamaya konulan ticaret düzenlemeleri, sınır kontrolleri ve balıkçılık anlaşmazlıkları gibi somut sorunlar, kamuoyunun bu yeni eğilimini gölgelemişti.
Anketin detayları, ticaretin yanı sıra güvenlik ve savunma alanında da iş birliğine yönelik bir arzu olduğunu gösteriyor. Örneğin, Birleşik Krallık'ta ankete katılanların %55'i, AB ile ortak bir dış politika ve güvenlik çerçevesi oluşturulmasını desteklerken, bu oran AB genelinde %60'a ulaşıyor. Araştırmacılar, bu bulguların, hükümetlerin birbirinden uzaklaştıkça halkların aslında birbirine yaklaştığına dair bir paradoks oluşturduğunu belirtiyor.
Ekonomik ve jeopolitik bağlam
Brexit sonrası ilişkilerde yeniden denge arayışı, sadece duygusal bir yakınlaşmadan ibaret değil. Ekonomik veriler, İngiltere'nin AB'den ayrılmasının ardından özellikle ticaret hacminde belirgin bir daralma yaşandığını, yatırımların azaldığını ve iş gücü piyasasında kısıtlamalar ortaya çıktığını gösteriyor. Örneğin, Londra merkezli bir düşünce kuruluşunun hesaplamalarına göre, Brexit, İngiltere ekonomisine yıllık %4 ila %5 arasında bir kayba mal oldu. Bu nedenle, özellikle iş dünyası, ticaret engellerinin azaltılması ve düzenleyici uyumun artırılması için güçlü bir lobi faaliyeti yürütüyor.
Küresel gelişmeler de yakınlaşmayı tetikliyor. Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa'nın güvenlik mimarisini yeniden düşünmeye zorlarken, İngiltere'nin AB'nin savunma çabalarına katılımı somut bir ihtiyaç haline geldi. Ayrıca, ABD'nin Asya'ya yönelmesi ve Çin'in yükselişi, Avrupa'nın kendi ayakları üzerinde durma zorunluluğunu artırıyor. Bu bağlamda, İngiltere ile AB arasında daha koordineli bir yaklaşım, hem ekonomik hem de jeopolitik açıdan akılcı görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin AB ile ilişkileri ve bölgesel konumu açısından önemli ipuçları barındırıyor. İngiltere'nin AB ile yeniden yakınlaşması, Ankara'nın uzun süredir talep ettiği Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve vize serbestisi gibi konularda yeni fırsat pencereleri açabilir. Zira AB, Brexit sonrası yaşadığı jeopolitik kaybı telafi etmek için daha esnek ve kapsayıcı ortaklıklar geliştirmeye yönelebilir. Öte yandan, bu süreçte AB'nin daha güçlü ve bütünleşik bir yapıya evrilmesi, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin seyri açısından belirleyici olacaktır. Türkiye, bu nedenle, sadece AB-İngiltere ilişkilerindeki değişimi takip etmekle kalmamalı, aynı zamanda aktif bir diyalogla kendi çıkarlarını da bu yeni denkleme dahil etmelidir.