Birleşik Krallık'ın 2016 referandumunda Avrupa Birliği'nden ayrılma kararı almasının üzerinden neredeyse on yıl geçti. O dönemdeki tahminciler ani bir resesyon öngörüsünde yanılsa da, ülkenin AB dışında daha kötü durumda olacağı yönündeki uyarıları gerçekleşti. Bugün gelinen noktada, Brexit'in ekonomiye verdiği zarar rakamlarla net biçimde ortaya konuyor: Reel ücretler düştü, ticaret engelleri arttı ve işletmeler bürokrasiye boğuldu.
Ekonomide Ağır Fatura
Brexit referandumunun hemen ardından sterlin hızla değer kaybetti. İngiltere Merkez Bankası verilerine göre, sterlinin ticaret ağırlıklı endeksi o dönemden bu yana %10-15 arasında düştü. Bu durum ithalatı pahalandırarak enflasyonu körükledi. Ulusal İstatistik Ofisi (ONS) verileri, Brexit sonrası hanehalkı reel gelirlerinin yılda ortalama 1.000 sterlin (yaklaşık 40 bin TL) civarında azaldığını gösteriyor.
Ticaretteki daralma da çarpıcı. Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu'nun (LSE) araştırmasına göre, AB ile ticaret hacmi %15-20 oranında geriledi. Yeni gümrük kontrolleri, uyumluluk maliyetleri ve standart uyumsuzlukları özellikle gıda ve otomotiv sektöründe ciddi kayıplara yol açtı. Küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ), AB'ye ihracat yapmak için gereken evrak yükü altında eziliyor.
Yatırım ve Büyüme Dibe Vurdu
Uluslararası Para Fonu (IMF) verileri, Brexit referandumundan bu yana Birleşik Krallık'ın yatırım oranlarının diğer G7 ülkelerine göre %30 daha düşük seyrettiğini ortaya koyuyor. Belirsizlik ortamı, özellikle finansal hizmetler ve ilaç gibi sektörlerde yabancı yatırımları olumsuz etkiledi. Örneğin, Japonya merkezli otomotiv devi Nissan, Sunderland fabrikasına yeni yatırım yapma kararını Brexit belirsizliği nedeniyle erteledi.
İstihdam verileri de düşündürücü. Brexit sonrası AB'den gelen iş gücü akışı kesilince, başta tarım, inşaat ve konaklama sektörleri olmak üzere birçok alanda iş gücü açığı ortaya çıktı. Bu da ücret maliyetlerini yükseltti ve enflasyonu besledi. ONS verileri, iş ilanlarının sayısının Brexit öncesi döneme göre %40 arttığını ancak bu açığın kapatılamadığını gösteriyor.
Ekonomistler, Brexit'in uzun vadeli büyüme potansiyeline de ciddi darbe vurduğu konusunda hemfikir. Cambridge Econometrics'in modellemesine göre, İngiltere ekonomisi 2030 yılına kadar Brexit nedeniyle toplamda %5,7 oranında daha küçük olacak. Bu, her yıl yaklaşık 100 milyar sterlinlik bir kayıp anlamına geliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Brexit yalnızca İngiltere'nin değil, tüm Avrupa'nın ticaret ve iş birliği dinamiklerini etkiledi. AB-İngiltere ticaret anlaşması ürün ticaretini gümrüksüz bıraksa da hizmetler ve kişisel veri akışı gibi alanlarda bürokratik engelleri artırdı. Özellikle finansal hizmetlerde, Londra'nın AB pazarına erişimi önemli ölçüde kısıtlandı. Avrupa Merkez Bankası, avro cinsinden takas işlemlerinin artık Frankfurt ve Paris'e kaydırılmasını öneriyor.
Küresel ölçekte ise Brexit, İngiltere'nin uluslararası ticaret anlaşmalarındaki konumunu zayıflattı. Ülke, AB'nin 40'tan fazla ülkeyle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarını yeniden müzakere etmek zorunda kaldı. Japonya, Yeni Zelanda ve Avustralya ile yapılan yeni ticaret anlaşmaları, AB ile sahip olunan avantajları tam olarak telafi edemedi. Bu durum, ticaret ortaklarının çeşitlenmesini engelledi.
Özellikle tarım sektöründe yeni kontroller, gıda güvenliği ve standart uyum sorunlarını gündeme getirdi. İngiltere, AB normlarından ayrılarak kendi regülasyonlarını oluşturma arayışında ancak bu da ihracat için ek maliyet ve zaman kaybı anlamına geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Brexit tecrübesi, Türkiye için önemli bir ders niteliği taşıyor. Türkiye, uzun süredir AB ile gümrük birliğini güncelleme ve vize serbestisi müzakerelerini yürütüyor. İngiltere'nin AB dışında yaşadığı ekonomik sıkıntılar, bir ülkenin gümrük birliği avantajlarını kaybetmesinin maliyetini gösteriyor. Türkiye için AB ile tam üyelik veya gümrük birliğinin derinleştirilmesi, ticari akışı artırmanın yanı sıra yatırım güvenliği açısından da kritik. Ayrıca, İngiltere'nin hizmet ticaretinde yaşadığı zorluk, Türkiye'nin turizm ve finans gibi sektörlerdeki AB pazarına erişiminin ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor. Brexit sonrası İngiltere, yeni ticaret ortaklıkları ararken Türkiye ile dostane bir ticaret anlaşması imzalamıştı. Bu anlaşmanın kapsamı tarafların çıkarına olacak şekilde genişletilebilir. Sonuç olarak, Breksit süreci Türkiye'ye bütünleşmiş pazarların istikrar ve refah getirdiğini, ayrılık ve sınırlamaların ise maliyetli olduğunu gösteriyor.