İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılma kararının üzerinden on yıl geçerken, ekonominin bu süreçten ne kadar etkilendiği yapılan kapsamlı araştırmalarla giderek daha net ortaya çıkıyor. 2016 referandumu öncesinde birçok ekonomist, Brexit'in uzun vadede Birleşik Krallık'a ciddi ekonomik zarar vereceğini öngörmüştü. Peki gerçekte ne oldu? Yıllar süren müzakereler, belirsizlikler ve nihayetinde 2020'de yürürlüğe giren Ticaret ve İşbirliği Anlaşması'nın ardından İngiltere ekonomisi, AB üyesi kalmaya devam ettiği senaryoya kıyasla belirgin şekilde küçüldü.
On Yılın Muhasebesi: Ticaret, Yatırım ve Büyüme
Yapılan bağımsız çalışmalar, Brexit'in Birleşik Krallık gayri safi yurtiçi hasılasını (GSYİH) %4 ila %5 oranında düşürdüğünü gösteriyor. Bu, İngiltere'nin her yıl kaybettiği yaklaşık 100 milyar sterlinlik bir ekonomik çıktı anlamına geliyor. En büyük darbe ise mal ticaretinde görüldü. Gümrük kontrolleri, düzenleyici engeller ve artan bürokrasi, özellikle gıda, otomotiv ve tekstil gibi sektörlerde AB ile ticareti önemli ölçüde yavaşlattı. İngiltere'nin AB'ye mal ihracatı, anlaşma sonrası dönemde yüzde 15'e varan oranlarda düştü.
Yatırımlar da Brexit'in gölgesinden kurtulamadı. Belirsizlik ortamı, şirketlerin İngiltere'ye yönelik yatırım kararlarını ertelemesine veya tamamen iptal etmesine neden oldu. Birleşik Krallık'taki iş yatırımları, AB'deki emsallerine kıyasla yüzde 10 ila 20 daha düşük seyretti. Finans sektörü, Brexit sonrası Londra'nın küresel merkez statüsünün bir kısmını Amsterdam, Paris ve Frankfurt'a kaptırmasıyla darbe aldı. Öte yandan, hizmet ticareti nispeten daha dirençli çıktı; ancak finansal hizmetlerin AB pazarına erişimi kısıtlandı ve Brüksel, Londra merkezli opsiyon ve takas işlemlerinin bir kısmını kıta Avrupası'na kaydırmayı başardı.
İşgücü Piyasası ve Enflasyon Üzerindeki Yansımalar
Brexit, işgücü piyasasında da derin izler bıraktı. AB'den serbest göçün sona ermesi, özellikle tarım, inşaat ve konaklama sektörlerinde işgücü açığına yol açtı. İşverenler, personel bulmakta zorlanırken, ücretler belirli sektörlerde yükseldi ancak bu artış genel verimlilik kazancına dönüşmedi. Merkez bankası verilerine göre, Brexit sonrası dönemde İngiltere'deki yabancı işgücü sayısı yaklaşık 200.000 azaldı. Bu daralma, tedarik zincirlerinde aksamalara ve bazı sektörlerde üretim kapasitesinin düşmesine neden oldu.
Enflasyon da Brexit'in bir başka maliyeti olarak kayıtlara geçti. Sterlinin AB referandumu sonrası değer kaybı (yaklaşık %10) ithalat fiyatlarını yukarı çekti ve bu durum tüketici fiyatlarına yansıdı. Pandemi ve Ukrayna savaşının enflasyonist etkileri bir yana, Brexit'in tek başına enflasyonu 1-2 puan artırdığı tahmin ediliyor. Gıda fiyatlarındaki artış ise daha belirgin oldu; yeni gümrük kontrolleri ve düzenleyici uyum maliyetleri, AB'den ithal edilen gıda ürünlerinde fiyat artışına yol açtı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Brexit'in Türkiye'ye doğrudan etkisi sınırlı olsa da, iki önemli ders barındırıyor. İlk olarak, Birleşik Krallık'ın ticaret anlaşmaları ve küresel tedarik zincirlerinde yeniden konumlanma çabası, Türkiye'nin benzer bir süreçte dikkate alması gereken karmaşık bir model oluşturuyor. İkinci olarak, Brexit sonrası İngiltere, Türkiye ile ticari ilişkilerini geliştirmek için bir serbest ticaret anlaşması müzakeresi yürütüyor. Ancak İngiltere'nin daralan pazarı ve bürokratik engelleri, bu anlaşmadan beklenen faydayı sınırlayabilir. Türkiye için asıl çıkarım, küresel ticaretteki belirsizliklerin artması durumunda entegrasyon derinliğinin önemini koruduğu ve tam üyelik hedefi olmasa bile Gümrük Birliği'nin güncellenmesinin stratejik bir gereklilik olduğudur.