İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılma kararının üzerinden 10 yıl geçti. Ekonomist Larry Elliott, The Guardian'da kaleme aldığı yazısında, 2016'daki Brexit oylamasının İngiliz siyasetinde sınıf ayrımının hala belirleyici olduğunu gösterdiğini ve AB'den ayrılmanın gerekli değişimlerin önünü açtığını savunuyor. Elliott, '10 yıl önce söylediklerimin arkasındayım. AB'den ayrılmakta haklıydık' diyor.
Brexit Kararının Ekonomik ve Siyasi Temelleri
Elliott, Brexit oylamasının sadece bir ticaret anlaşmasından çıkış değil, aynı zamanda işçi sınıfının küreselleşmenin kaybedenleri olarak gördüğü kesimlerin bir isyanı olduğunu belirtiyor. Referandum sonuçları, Londra ve Güneydoğu İngiltere'nin AB yanlısı duruşuna karşılık, eski sanayi bölgelerinin ve kırsal alanların ağırlıklı olarak çıkış yönünde oy kullandığını ortaya koydu. 2016'da yüzde 51,9 ile 'Leave' kampanyasının galibiyeti, İngiliz siyasetinde derin bir kırılmaya işaret ediyordu.
Elliott, AB'nin ekonomik politikalarının neoliberalizm temelli olduğunu ve kurumsal yapısının üye ülkelerdeki eşitsizliklere müdahale etmekte yetersiz kaldığını savunuyor. Brexit'in bu anlamda İngiltere'ye kendi endüstriyel stratejilerini belirleme, kamu hizmetlerini yeniden yapılandırma ve gümrük kontrollerini esnekleştirme gibi fırsatlar sunduğunu ileri sürüyor. Ancak uygulamada, özellikle ticaret tarifeleri, laboratuvar standartları ve balıkçılık gibi alanlarda yaşanan aksaklıklar, çıkışın maliyetini de gözler önüne serdi.
Elliott'a göre, Brexit sonrası İngiltere'nin en büyük başarısı, AB'nin rekabet kuralları tarafından kısıtlanmadan kendi devlet yardımı politikalarını uygulayabilmesi oldu. Bu sayede pandemi sırasında işsizlik oranları düşük tutulabildi ve yeşil enerji dönüşümüne yönelik sübvansiyonlar sağlanabildi. Ancak bu avantajların yanında, İngiltere ile AB arasındaki ilişkilerin hala tam olarak normalleşmediği ve ticaret hacminin Brexit öncesi seviyelerin altında kaldığı belirtiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Popülizm Dalgası
Brexit, sadece İngiltere'yi değil, Avrupa genelinde AB karşıtı popülist hareketleri de tetikledi. Fransa'da Marine Le Pen, İtalya'da Lega Nord gibi partiler, Brexit referandumunu kendi ulusal egemenlik söylemleri için bir model olarak gösterdi. Ancak Brexit sonrası İngiltere'nin yaşadığı ekonomik sıkıntılar -sterlinin değer kaybı, iş gücü kıtlığı ve ihracatta düşüş- bu partilerin AB'den ayrılma konusundaki heveslerini bir miktar törpüledi.
Jeopolitik açıdan, Brexit İngiltere'nin küresel ticaret anlaşmalarında daha bağımsız hareket etmesine olanak tanıdı. Birleşik Krallık, AB'den ayrıldıktan sonra Japonya, Avustralya ve Yeni Zelanda ile ticaret anlaşmaları imzaladı. Ancak bu anlaşmaların İngiliz ekonomisine sağladığı katkı, AB ile kaybedilen ticaretin yerini alamadı. Ayrıca, Kuzey İrlanda protokolü gibi sorunlar, İngiltere-AB ilişkilerinde sürekli bir gerilim kaynağı oldu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, AB sürecinde uzun yıllardır aday ülke statüsünü korurken, Brexit referandumu AB'nin genişleme politikasının sorgulanmasına yol açtı. İngiltere'nin AB'den ayrılması, AB'nin daha derinlemesine bütünleşme veya daha esnek bir yapıya kavuşma tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Türkiye açısından, Brexit sonrası İngiltere ile ikili ticaret anlaşmalarını hızlandırma fırsatı doğdu. 2020'de imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması, iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırdı. Ancak İngiltere'nin AB normlarından uzaklaşması, özellikle gümrük birliği ve standart uyumu açısından Türkiye'nin ihracatında bazı teknik engeller yaratabiliyor. Küresel ölçekte, Brexit popülizminin yükselişi Türkiye'nin Avrupa ile entegrasyon sürecini olumsuz etkileyebilecek bir faktör olarak değerlendirilebilir.