2016 yılında Birleşik Krallık, Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı aldığında, The Guardian gazetesi AB üyesi diğer ülkelerden bir panel oluşturmuş ve bu kişilerin referandum anındaki tepkilerini kaydetmişti. Brexit’in üzerinden geçen 10 yılın ardından gazete aynı kişilere yeniden ulaştı. Sonuçlar, Avrupa kamuoyunda Brexit’e dair duyguların ne denli değiştiğini, ama aynı zamanda bazı endişelerin hâlâ canlı olduğunu gösteriyor. Katılımcıların ortak noktası, Brexit sürecinin Avrupa’da yarattığı şokun etkisini sürdürmesi ve bazılarının “Bu hâlâ tersine çevrilebilir” umudunu taşıması.
Referandum Gününden Bugüne: Şoktan Pismanlığa
O dönemde Guardian paneline katılan Fransız öğrenci Marie Leclerc, “Referandum sonucunu öğrendiğimde şok olmuştum. Britanya’nın bu kadar bölünmüş olduğunu fark etmemiştim” diyor. Şimdi bir araştırmacı olarak çalışan Marie, Brexit’in özellikle gençler ve göçmenler üzerinde yarattığı belirsizliğin hâlâ devam ettiğini söylüyor. Alman iş insanı Hans Schmidt ise referandumdan sonra İngiltere’deki yatırımlarını azalttığını ve ticaret engellerinin işlerini zorlaştırdığını belirtiyor. “Brexit bir felaketti. Hem Britanya hem de AB ekonomik olarak kaybetti. Ama şimdi geri dönüşün mümkün olduğunu görmek cesaret verici” ifadelerini kullanıyor.
Polonyalı öğretmen Katarzyna Nowak, Brexit’in Birleşik Krallık’taki Polonyalı toplumu nasıl etkilediğini anlatıyor: “Ailem ve arkadaşlarım İngiltere’de çalışıyordu. Brexit sonrası oturum izinleri karmaşıklaştı, birçoğu geri dönmek zorunda kaldı. On yıl sonra hâlâ bu kararın travmasını yaşıyoruz.” İspanyol mühendis Carlos Garcia ise “Brexit, Avrupa entegrasyonuna büyük bir darbe vurdu. Ama aynı zamanda AB’nin kendi zayıflıklarını görmesine de yol açtı. Şimdi daha güçlü bir birlik inşa etme fırsatı var” yorumunu yapıyor.
Brexit’in Bölgesel ve Küresel Yansımaları
Brexit, yalnızca Birleşik Krallık’ı değil, tüm Avrupa kıtasını siyasi ve ekonomik açıdan dönüştürdü. AB’nin bütünlüğü ve karar alma mekanizmaları sorgulanırken, popülist hareketler diğer ülkelerde de benzer referandum taleplerini gündeme getirdi. Fransa, Almanya, İtalya gibi ülkelerde AB karşıtı partiler Brexit’i kendi hedefleri için bir model olarak gösterse de, çoğu Avrupa vatandaşı Brexit’in getirdiği kaosu gördükçe AB’ye olan desteğini artırdı. Ekonomik veriler, Brexit’in Birleşik Krallık’ın GSYİH’sında %4-5’lik bir kayba yol açtığını, ticaret maliyetlerinin arttığını ve iş gücü piyasasında daralma yaşandığını gösteriyor. AB ise yeni ticaret anlaşmaları imzalayarak ve kendi iç reformlarını hızlandırarak Brexit’in etkilerini dengelemeye çalıştı.
Küresel düzeyde Brexit, uluslararası ittifakların ve ticaret bloklarının yeniden şekillenmesinde belirleyici oldu. AB, Brexit sonrası daha bağımsız bir savunma ve güvenlik politikası geliştirme ihtiyacı hissetti. Öte yandan Birleşik Krallık, ABD, Çin ve Hint-Pasifik bölgesiyle ticaret anlaşmaları arayışına girdi. Ancak katılımcılar, bu çabaların Brexit’in yarattığı boşluğu dolduramadığı görüşünde birleşiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Brexit’in 10 yıllık bilançosu, Türkiye-AB ilişkileri ve Türkiye’nin Birleşik Krallık ile ticareti açısından önemli dersler içeriyor. Brexit sonrası Türkiye ile İngiltere arasındaki ticaret hacmi artış eğilimi gösterse de, gümrük birliğinin getirdiği standartların kaybı ve yeni bürokratik engeller iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğini zorlaştırdı. AB açısından ise Brexit, Türkiye’nin üyelik sürecinde yeni bir kriterler seti ve daha katı koşullar anlamına geldi; ancak aynı zamanda AB’nin genişleme politikasında daha temkinli olmasına yol açtı. Türkiye’nin güncellenmiş Gümrük Birliği müzakereleri ve vize serbestisi hedefleri, Brexit sonrası AB’nin yeni dış ticaret stratejisi çerçevesinde yeniden şekilleniyor. Bu gelişmeler, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde Brexit’in yarattığı boşluğu nasıl değerlendireceği sorusunu gündemde tutuyor.