Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılma kararının üzerinden on yıl geçti. 23 Haziran 2016’da yapılan referandumda yüzde 51,9 oyla alınan Brexit kararı, sadece Britanya siyasetini değil, tüm dünyada popülist akımları tetikleyen bir dönüm noktası oldu. On yıl sonra ise tablo oldukça farklı: İngiliz seçmenlerin büyük bölümü Brexit’in vaat ettiği refah ve egemenliği elde edemedi; aksine ekonomik durgunluk, ticaret engelleri ve siyasi istikrarsızlıkla karşı karşıya kaldı. 2024 yılı itibarıyla yapılan anketler, halkın yüzde 55’inin Brexit’i başarısız bulduğunu gösteriyor. Bu hayal kırıklığı, Birleşik Krallık’ta yaklaşan genel seçimler öncesinde siyasi dengeleri sarsıyor ve Brexit sonrası rotanın yeniden belirlenmesi yönünde talepleri artırıyor.
Brexit’in Bedeli: Ekonomik Durgunluk ve Ticaret Engelleri
Brexit’in en somut etkisi ekonomide kendini gösterdi. Birleşik Krallık, AB’den ayrıldıktan sonra yeni ticaret anlaşmaları yapmak zorunda kaldı. Ancak AB ile imzalanan Ticaret ve İşbirliği Anlaşması, hizmetler sektörünü kapsamıyor ve gümrük kontrolleri nedeniyle ticaret hacminde daralmaya yol açtı. Londra merkezli think tank Centre for European Reform’un tahminlerine göre, Brexit sonrası Britanya ekonomisi yılda yüzde 5-6 oranında küçüldü. İhracatçı firmalar, artan bürokrasi ve uyum maliyetleri nedeniyle rekabet güçlerini kaybetti. Enflasyon, iş gücü açığı ve yatırım eksikliği de eklendiğinde, İngiltere, G7 ülkeleri arasında en yavaş büyüyen ekonomi oldu. Özellikle tarım, gıda ve ilaç sektörlerinde yaşanan tedarik zinciri sorunları, günlük hayatı doğrudan etkiledi. İngiliz kamuoyunda artan memnuniyetsizlik, Brexit’in maliyetinin faydalarından daha ağır bastığı görüşünü güçlendiriyor.
AB ile Yeni Dönem: Yakınlaşma mı, Tam Kopuş mu?
Siyasi alanda ise Brexit, Birleşik Krallık’ın iç siyasetini derinden sarstı. David Cameron’un istifası, Theresa May’in başarısız müzakereleri ve Boris Johnson’ın tartışmalı liderliği derken, ülke kısa sürede dört başbakan değiştirdi. İskoçya’da bağımsızlık taleplerinin yeniden alevlenmesi ve Kuzey İrlanda’nın statüsüyle ilgili belirsizlikler, ülkenin siyasi birliğini tehdit ediyor. 2023’te imzalanan Windsor Çerçevesi, Kuzey İrlanda protokolüyle ilgili sorunları kısmen çözmüş olsa da, AB ile ilişkilerde tam bir istikrar sağlanabilmiş değil. Şimdi gözler, önümüzdeki genel seçimlerde. Muhafazakar Parti’nin Brexit sonrası rotayı netleştirememesi, İşçi Partisi’nin ise AB ile daha yakın ilişkiler vaat etmesi, seçmenin tercihini etkileyebilir. Uzmanlar, her iki partinin de Brexit’i tamamen tersine çevirmekten kaçındığını ancak mevcut anlaşmanın yeniden müzakere edilmesi ve gümrük birliğine dönüş gibi adımların gündeme gelebileceğini belirtiyor. Küresel ölçekte ise Brexit, popülist hareketlere ilham kaynağı oldu. ABD’de Trump’ın seçilmesi, Avrupa’da aşırı sağ partilerin yükselişi, Brexit’in tetiklediği dalganın parçası olarak görülüyor. Ancak on yıl sonra bu dalganın sönmekte olduğunu söylemek mümkün. İngiliz seçmenin hayal kırıklığı, popülizmin vaatlerinin gerçekçi olmadığını ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Brexit’in Türkiye’ye doğrudan ekonomik etkileri sınırlı olsa da, İngiltere ile AB arasındaki ilişkilerin yeniden şekillenmesi, Türkiye’nin ticaret ve diplomasi stratejilerini etkileyebilir. Birleşik Krallık, Türkiye’nin en büyük ihracat pazarlarından biri olmaya devam ediyor. Brexit sonrası 2020’de imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması’nın kapsamı, hizmetler ve tarım gibi alanları içerecek şekilde genişletilmezse, ticaret hacmi daralabilir. Ayrıca, İngiltere’nin savunma sanayisinde Türkiye ile işbirliği potansiyeli yüksek. Ancak Brexit’in tetiklediği siyasi istikrarsızlık, bu potansiyelin hayata geçmesini geciktirebilir. Küresel bağlamda, AB’nin Brexit sonrası bütünleşme çabaları ve popülizmle mücadelesi, Türkiye’nin AB üyelik süreci ve bölgesel işbirlikleri için önemli dersler içeriyor.