BBC'nin deneyimli uluslararası editörü Jeremy Bowen, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump'ın İran ile devam eden gerilimi sona erdirmek için yoğun çaba harcadığını ancak Tahran yönetiminin geri adım atmaya yanaşmadığını belirtti. Bowen'in analizine göre, Trump yönetimi bir yandan iç kamuoyundaki savaş yorgunluğu ve yaklaşan seçim anketlerinin baskısıyla, diğer yandan Körfez'deki müttefiklerinin artan endişeleriyle karşı karşıya. Beyaz Saray, İran'la diplomatik bir çözüm bulmak için acele ederken, İranlı yetkililer uzun süredir talep ettikleri ekonomik tavizlerin verilmesi konusunda ısrarcı. Bu durum, ABD'nin Ortadoğu'daki angajmanını azaltma stratejisi ile İran'ın bölgesel nüfuzunu koruma hırsı arasındaki temel çatışmayı gözler önüne seriyor.
Gelişmenin arka planı: Anketler ve Körfez baskısı
Bowen'in değerlendirmesine göre, Trump'ın savaşı bitirme isteğinin ardında yatan en önemli etken, 2020 başkanlık seçimleri öncesinde Amerikan kamuoyunun savaş karşıtı eğilimleri. Yapılan son anketler, Amerikalıların büyük bir çoğunluğunun Ortadoğu'da yeni bir askeri angajmana sıcak bakmadığını gösteriyor. Trump, seçim kampanyasında savaşları bitirme vaadiyle öne çıkmıştı ve İran ile olası bir savaş bu söylemi zedeleyebilir.
Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez müttefikleri, İran'la doğrudan bir çatışmanın kendi topraklarına yönelik tehditleri artırabileceğinden endişe ediyor. Özellikle 2019 yılında Suudi petrol tesislerine düzenlenen ve İran'a atfedilen saldırılar, Körfez ülkelerinde savaşın yıkıcı sonuçlarına dair farkındalığı yükseltti. Bu ülkeler, Washington'u diplomatik bir çözüm bulmaya teşvik ediyor.
Ancak İran cephesinde durum farklı. Tahran, ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak çekildiği nükleer anlaşmanın (JCPOA) yeniden canlandırılması ve ekonomik yaptırımların kaldırılması gibi somut tavizler istiyor. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüleri, doğrudan müzakerelere hazır olduklarını ancak ön koşulsuz bir müzakereyi kabul etmeyeceklerini defalarca vurguladı. Bowen, bu tutumun İran'ın elini güçlendirdiğine dikkat çekiyor: ABD savaş istemiyor, İran ise bunu bir koz olarak kullanıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Nükleer anlaşma ve güç dengesi
Bowen'in analizinde altını çizdiği bir diğer nokta, bu gerilimin bölgesel güç dengesi üzerindeki etkisi. İran, Yemen'deki Husiler, Suriye'deki Beşşar Esed rejimi ve Lübnan'daki Hizbullah aracılığıyla bölgesel nüfuzunu sürdürüyor. ABD'nin askeri varlığını azaltması durumunda, bu grupların daha da güçleneceğinden endişe ediliyor. Diğer yandan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Trump'ı İran'ın nükleer programına karşı daha sert bir duruş sergilemesi konusunda uyarıyor. İsrail, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasına izin verilmemesi gerektiğini savunuyor.
ABD'nin çekilme ihtimali, aynı zamanda Rusya ve Çin'in Ortadoğu'da artan etkinliğiyle de bağlantılı. Moskova ve Pekin, ABD'nin bölgede boşalttığı alanı doldurmaya çalışıyor. İran, bu iki ülkeyle askeri ve ekonomik iş birliğini derinleştiriyor. Özellikle Çin ile imzalanan 25 yıllık stratejik iş birliği anlaşması, İran'ın yaptırımlara karşı direncini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran geriliminin sona ermesi veya düşük yoğunluklu bir çatışmaya dönüşmesi, Türkiye için karmaşık sonuçlar doğuruyor. Bir yandan, İran'la ekonomik ilişkilerini sürdüren Ankara, yaptırımların hafiflemesinden ve enerji ticaretinin artmasından fayda sağlayabilir. Diğer yandan, İran'ın bölgesel nüfuzunun pekişmesi, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki çıkarlarıyla çelişebilir. Özellikle İran'ın Suriye'deki askeri varlığı, Türkiye'nin sınır güvenliği ve PKK/YPG ile mücadelesi açısından risk oluşturuyor. Ayrıca, ABD'nin bölgeden çekilmesi halinde oluşacak güç boşluğu, Türkiye'yi Rusya ve İran'la daha yakın iş birliğine itebilir. Ancak Ankara, İran'ın nükleer programı konusunda uluslararası toplumla uyumlu hareket etme eğiliminde. Bu nedenle, sürecin nasıl şekilleneceği Türk dış politikasının önümüzdeki dönemdeki en kritik sınavlarından biri olacak.