İngiliz yayın kuruluşu BBC'nin Ortadoğu editörü Jeremy Bowen, ABD ile İran arasında varılan anlaşmanın, 2003 Irak işgalinden bu yana bölgede yürütülen savaşların meşruiyetini sorgulattığını yazdı. Bowen, insani bedelin çok ağır olduğunu ancak İran rejiminin savaştan sağ çıkmakla kalmayıp güçlenerek ayrıldığını belirtti. Anlaşma, Tahran'ın nükleer programına sınırlama getirirken yaptırımların hafifletilmesini öngörüyor; bu da Washington'un 20 yıllık askeri varlığının ardından bölgede etkisini yeniden tanımlaması anlamına geliyor.
Anlaşmanın arka planı ve tarafların tutumu
ABD ile İran arasında Umman aracılığıyla yürütülen dolaylı müzakereler, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için kritik bir aşamaya geldi. 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP), Trump yönetiminin 2018'de tek taraflı çekilmesiyle rafa kalkmıştı. Biden yönetimi, anlaşmayı geri getirmek için diplomatik kanalları zorluyor ancak İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesinin yüzde 60'a yaklaşması, anlaşmanın orijinal halinden uzaklaşıldığını gösteriyor.
Bowen, Tahran'ın anlaşma masasında elinin güçlü olduğunu vurguluyor. İran, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemende vekil güçlerini konuşlandırarak bölgesel nüfuz alanını genişletti. ABD'nin Irak'tan çekilmesi ve Afganistan'da yaşanan kaotik geri çekilme, İran için stratejik bir boşluk yarattı. Rejim, içeride protestolarla sarsılsa da dış politikada kazanımlarını koruyor.
Bölgesel boyut: İsrail ve Körfez ülkeleri ne düşünüyor?
Anlaşma, İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölgesel aktörlerde rahatsızlık yaratıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran'ın nükleer kapasitesine yönelik her türlü uzlaşmaya karşı çıkıyor ve askeri seçeneği masada tutuyor. Suudi Arabistan ise İran'ın bölgesel yayılmacılığına karşı ABD'den somut güvenlik garantileri talep ediyor. Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri, anlaşmanın İran'a mali rahatlama sağlamasından endişe duyuyor.
Bowen'in analizi, savaşın amacına dair varoluşsal bir soruyu gündeme getiriyor: ABD, Irak'ı işgal ederken 'kitle imha silahları' gerekçesini kullanmıştı. O silahlar bulunamadı ancak İran'ın nükleer programı bugün tehdit olarak kalıyor. Savaş, terörle mücadele söylemiyle başladı, şimdi ise diplomatik bir anlaşmayla sonuçlanıyor. Bu tablo, savaşın meşruiyetini kamuoyu nezdinde zayıflatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran anlaşmasına ihtiyatlı yaklaşıyor. Ankara, Tahran'la enerji ticareti ve sınır güvenliği konularında işbirliği yaparken, Suriye ve Irak'ta rakip sahalara sahip. Anlaşmanın yaptırımları hafifletmesi, Türkiye'nin İran'dan doğalgaz ve petrol ithalatını kolaylaştırabilir. Ancak İran'ın nükleer kapasitesinin denetlenememesi, bölgede yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. Türkiye, hem ABD ile hem de İran ile dengeli bir politika yürütmek zorunda. Anlaşma, Ankara'nın bölgedeki diplomatik manevra alanını daraltabilir; zira Tahran'ın güçlenmesi, İsrail'in daha sert önlemler almasına yol açabilir.