Küresel borsalarda son iki yıldır süren yükseliş, birçok yatırımcıyı ‘balon’ uyarılarına rağmen piyasada tutmaya devam ediyor. Ancak hisse senedi fiyatlarındaki olağanüstü artış, bir taraftan şirket kârlarındaki rekor büyümeyle beslenirken diğer taraftan bu büyümenin sürdürülemez olduğu yönünde güçlü işaretler veriyor. ABD başta olmak üzere gelişmiş ekonomilerde değerlemeler tarihi ortalamalara göre hâlâ aşırı yüksek seyrederken, analistler “çifte balon” olarak nitelendirdikleri bu yapının patlaması durumunda yeni bir küresel finansal krizin kaçınılmaz olabileceği uyarısında bulunuyor. Sorunun kaynağı, hisse senetlerinin hem fiyat/kazanç oranı gibi geleneksel metrikler açısından şişkin olması hem de şirket kârlarındaki büyüme hızının uzun vadeli trendden ciddi biçimde sapması olarak gösteriliyor.
Gelişmenin arka planı
Küresel borsalar, pandemi sonrası uygulanan genişlemeci para politikaları ve yapay zekâ temelli teknoloji hisselerine yönelen yoğun ilgi sayesinde 2023’ten bu yana güçlü bir yükseliş trendi yakalamış durumda. S&P 500 Endeksi son bir yılda yüzde 25’in üzerinde değer kazanırken, Nasdaq bileşik endeksi yüzde 40’a yaklaşan bir artış sergiledi. Bu yükselişin arkasında, özellikle ‘Yedi Büyükler’ olarak anılan Apple, Microsoft, Amazon, Alphabet, Meta, Nvidia ve Tesla gibi teknoloji devlerinin başarılı mali tabloları yatıyor. Ancak bu şirketlerin kâr büyüme hızı, son çeyreklerde yavaşlamaya başlamışken, hisse fiyatları hâlâ yüksek seviyelerde işlem görüyor. Uzmanlar, bu durumun klasik bir fiyat/kazanç balonuna işaret ettiğini belirtiyor.
İkinci endişe kaynağı ise kurumsal kârların tarihsel trendle sergilediği uyumsuzluk. Özellikle 2021-2023 döneminde düşük faiz ortamı, teşvik paketleri ve tüketim patlamasıyla olağanüstü yüksek kâr oranlarına ulaşan şirketler, yüksek enflasyon ve artan maliyetler karşısında bu çıtayı korumakta zorlanıyor. Son veriler, ABD’de süregelen seyreden reel kâr artışının uzun vadeli ortalaması olan yüzde 3-5 bandına gerilediğini gösteriyor. Oysa hisse fiyatlarındaki şişkinlik, kârların daha da büyüyeceği beklentisiyle besleniyor. Bu tezat, “çifte balon” tanımını pekiştiriyor: Hem fiyat gerçekçi değil hem de kâr beklentileri sürdürülemez.
Bölgesel veya küresel boyut
Balonun patlaması durumunda etkilerin sadece ABD ile sınırlı kalmayıp tüm küresel piyasaları etkilemesi bekleniyor. Özellikle Çin borsaları son yıllarda ABD’den bağımsız bir seyir izlese de ABD’deki bir çöküş, Asya ve Avrupa borsalarında domino etkisi yaratabilir. Tarihsel deneyim, 2000 yılındaki dot-com balonu ve 2008 mortgage krizinin küresel etkilerini göz önüne seriyor. Ayrıca merkez bankalarının faiz indirimine yönelmesi (örneğin Fed’in 2024’te faizleri düşürmesi) balonu daha da şişirebilirken, her an oluşacak bir güven krizi piyasalarda sert satışlara yol açabilir. Borsa düzeltmesi (yüzde 10’luk düşüş) beklentisi yaygınlaşırken, tam bir ayı piyasasına geçiş ihtimali konuşuluyor. Bu senaryoda enerji, emtia ve gelişmekte olan ülke piyasaları da ciddi kayıplar yaşayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel borsalardaki olası bir çöküş, Türkiye ekonomisini iki kanaldan etkileyebilir. İlki, yabancı yatırımcıların risk iştahındaki daralmayla birlikte gelişmekte olan piyasalardan çıkışın hızlanması; bu durum TL’de değer kaybına ve döviz rezervlerinde baskıya neden olabilir. İkinci kanal ise enerji ve emtia fiyatlarındaki düşüşlerin cari açığı bir miktar rahatlatmasıdır. Ancak Türkiye’nin yüksek dış borçluluk oranı ve kırılgan bankacılık sistemi göz önüne alındığında, küresel bir kriz ortamında sermaye kaçışının yarattığı olumsuz etkiler, pozitif dış ticaret etkisinden daha baskın olabilir. Bu nedenle Merkez Bankası’nın elindeki araçları etkin kullanması ve yapısal reformları hızlandırması kritik önem taşıyor.