Küresel borsa endeksleri, son iki yıldır reel ekonomik göstergelerden koparak adeta kendi gerçekliğini yaratmış durumda. ABD'de S&P 500 ve Nasdaq, teknoloji devleri hisselerinin öncülüğünde rekor üstüne rekor kırarken; Avrupa ve Asya borsaları da bu ralliye eşlik ediyor. Oysa aynı dönemde dünya genelinde enflasyon, faiz artışları ve yavaşlayan büyüme verileri geliyor. Bu çelişki, yatırımcıların ve ekonomistlerin 'Piyasalar mı yoksa ekonominin kendisi mi gerçeği yansıtıyor?' sorusunu sormasına yol açıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Likidite Bolluğu ve Teknoloji Hisseleri
Borsa endekslerinin reel ekonomiden kopmasının en önemli nedenlerinden biri, merkez bankalarının özellikle pandemi sonrası dönemde piyasaya sürdüğü devasa likidite. 2020-2021 yıllarında başta ABD Merkez Bankası (Fed) olmak üzere dünya genelindeki merkez bankaları, ekonomiye trilyonlarca dolarlık para enjekte etti. Bu fonların önemli bir kısmı üretime değil, finansal varlıklara yöneldi. Özellikle teknoloji şirketleri, düşük faiz ortamından en çok faydalanan kesim oldu. Apple, Microsoft, Nvidia, Alphabet gibi şirketlerin piyasa değerleri, bazı ülkelerin gayri safi yurtiçi hasılalarını (GSYH) geride bırakacak seviyelere ulaştı.
Öte yandan, endekslerin bu yükselişi, hisse senedi piyasalarının yoğunlaşmasıyla da yakından ilişkili. Örneğin S&P 500 endeksinin son iki yıldaki getirisinin büyük bir kısmı, sadece birkaç teknoloji devinin performansından kaynaklanıyor. Yani endeksler, ekonomideki genel gidişatı değil, bir avuç dev şirketin kârlılığını yansıtıyor. 'Bu durum, yatırımcılar için yanıltıcı olabilir. Satın aldıkları şey ekonominin bütünü değil, belirli bir sektörün veya şirketin geleceğine dair bir bahis' diyor finans analisti Paul Donovan.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Avrupa, Asya ve Yükselen Piyasalar
Bu durum sadece ABD'ye özgü değil. Avrupa'da DAX ve CAC 40 endeksleri, Almanya ve Fransa ekonomilerinin resesyon sınırında olmasına rağmen tarihi zirvelerini test ediyor. Japon Nikkei endeksi ise 34 yılın en yüksek seviyelerine çıkarak yatırımcıların ilgi odağı oldu. Ancak bu endekslerde de durum benzer: ihracatçı dev şirketlerin hisseleri, yerel ekonominin iç talebindeki zayıflığı maskelemekte.
Yükselen piyasalarda ise durum daha da kırılgan. Türkiye, Brezilya, Hindistan gibi ülkelerdeki borsa endeksleri, yerel para birimlerindeki değer kaybına rağmen nominal olarak yükseliyor. Ancak dolar bazında bakıldığında bu getirilerin büyük kısmının eridiği görülüyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) son raporunda, gelişmekte olan ülkelerdeki borsa rallilerinin 'sürdürülebilir olmadığını' ve 'reel ekonomik temellerden kopuk' olduğunu vurguluyor. Bu durum, küresel sermaye akımlarında ani bir tersine dönüş riskini de beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel borsalardaki bu yapay yükseliş, Türkiye ekonomisi için hem fırsat hem de risk barındırıyor. BIST 100 endeksi de benzer şekilde, yüksek enflasyona rağmen rekor kırarak yatırımcıların ilgisini çekiyor. Ancak bu durum, enflasyonun ve kur riskinin etkisiyle 'nominal' bir artış niteliği taşıyor. Türkiye'nin bu süreçte dikkat etmesi gereken nokta, yabancı sermayenin kısa vadeli sıcak para olarak değil, doğrudan yatırım ve üretim yoluyla gelmesini sağlamak. Ayrıca, küresel borsalarda yaşanabilecek ani bir düzeltme, gelişmekte olan piyasalardan sermaye çıkışını hızlandırabilir. Bu nedenle Türkiye'nin makroekonomik istikrarı güçlendirmesi ve piyasaların reel ekonomiyle uyumunu sağlayacak politikalar geliştirmesi gerekiyor.