Katar, Pakistan ve diğer bölgesel arabulucular, ABD ile İran arasında tırmanan gerilimi düşürmek ve nükleer müzakereleri yeniden canlandırmak için yoğun bir diplomatik çaba içerisine girdi. Üç ayrı kaynaktan edinilen bilgiye göre, bu girişimler özellikle son haftalarda hız kazandı ve tarafların yeniden masaya oturması için zemin hazırlamayı hedefliyor. ABD yönetimi ise şu an için resmi bir açıklama yapmaktan kaçınıyor, ancak bölgesel aktörlerin arabuluculuk çabalarına sıcak baktığı belirtiliyor. İran tarafı, anlaşmanın çökmesi durumunda bölgesel güvenliğin daha da kötüleşeceği uyarısında bulunurken, özellikle nükleer programındaki son gelişmelerle uluslararası toplumun dikkatini üzerine çekiyor.
Gelişmenin arka planı: Krizden diplomasiye
ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak çekildiği Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA), İran'ın nükleer faaliyetlerini sınırlandırmayı amaçlayan çok taraflı bir anlaşmaydı. Trump yönetiminin bu kararı, İran'ın da anlaşmadaki yükümlülüklerini kademeli olarak askıya almasına yol açtı. Biden yönetimi, göreve geldikten sonra anlaşmaya geri dönmek için müzakereler başlatsa da, iki taraf arasındaki güven eksikliği ve bölgesel rekabetler süreci tıkadı.
Bu kapsamda Katar, hem ABD hem de İran ile iyi ilişkiler kurabilen nadir ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Doha, geçmişte de benzer krizlerde arabuluculuk yapmış ve taraflar arasında dolaylı iletişim kanalları açmıştı. Pakistan ise İran ile sınır komşusu olması ve Suudi Arabistan ile ABD arasındaki denge politikası sayesinde bu süreçte rol alıyor. Ayrıca, Umman ve Irak gibi diğer bölgesel aktörlerin de dolaylı olarak destek verdiği belirtiliyor.
Kaynaklara göre, arabulucuların öncelikli hedefi, İran'ın nükleer programındaki son adımlarının yarattığı endişeleri gidermek ve ABD'nin yeni yaptırım tehditlerini hafifletmek. Ancak, İran'ın balistik füze programı ve bölgesel vekil güçleri gibi konular da masada. Uzmanlar, bu tür bir anlaşmanın ancak tarafların karşılıklı tavizler vermesiyle mümkün olabileceğini vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Körfez'den Avrupa'ya yansımalar
ABD-İran anlaşmasının akıbeti, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu'nun güvenlik mimarisini etkiliyor. Anlaşmanın çökmesi halinde, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşma riski artarken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel rakiplerin de nükleer seçeneğe yönelmesi muhtemel. Bu, bir nükleer silahlanma yarışını tetikleyebilir.
Avrupa Birliği, anlaşmanın korunması için yoğun çaba harcıyor, ancak ABD'nin dış politikasındaki belirsizlik ve İran'ın artan talepleri karşısında zorlanıyor. Fransa, Almanya ve İngiltere, İran'a yaptırım uygulamaya devam ederken, diğer yandan da diplomatik yolları açık tutmaya çalışıyor. Rusya ve Çin ise, anlaşmayı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak istiyor; bu da müzakereleri daha da karmaşık hale getiriyor.
Öte yandan, İsrail anlaşmaya şiddetle karşı çıkıyor ve İran'ın nükleer tesislerine askeri müdahale seçeneğini masada tutuyor. Bu durum, bölgede yeni bir sıcak çatışma riskini artırıyor. ABD'nin İsrail'e olan desteği, İran ile anlaşma yapma ihtimalini sınırlayan en önemli faktörlerden biri olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, komşusu İran ile uzun bir sınırı paylaşıyor ve iki ülke arasındaki ticaret hacmi yıllık 10 milyar dolar civarında. ABD-İran arasında bir anlaşmanın sağlanması, Türkiye'nin enerji ithalatında önemli bir rol oynayan İran'dan doğal gaz ve petrol tedarikini kolaylaştırabilir. Ayrıca, olası bir yaptırım rejiminin hafiflemesi, Türk şirketlerinin İran pazarına erişimini artırabilir. Güvenlik boyutunda ise, anlaşma sağlanamazsa İran'ın nükleer silah sahibi olma ihtimali, Türkiye için de ciddi bir tehdit oluşturur. Bu nedenle Ankara, bölgesel arabuluculuk girişimlerini yakından izliyor ve kendi diplomatik kanallarını kullanarak sürece katkıda bulunuyor.