Japonya Merkez Bankası (BOJ), Eylül ayında yaptığı para politikası toplantısında politika faizini daha hızlı artırma seçeneğini masaya yatırdı, ancak hükümet kanadından gelen itirazlar nedeniyle bu yönde bir adım atılamadı. Toplantı tutanaklarına göre, bazı yetkililer enflasyonun beklenenden uzun süre yüksek seyretmesi durumunda faiz artırımının hızlandırılması gerektiğini savundu. Ancak hükümet temsilcileri, ekonomik toparlanmanın kırılgan olduğunu ve aceleci bir sıkılaşmanın büyümeyi sekteye uğratabileceğini belirterek bu öneriye karşı çıktı.
Faiz Artışı Tartışmasının Arka Planı
BOJ, uzun yıllar boyunca ultra gevşek para politikası izledi ve negatif faiz ile getiri eğrisi kontrolünü (YCC) kullandı. Ancak 2024 yılında enflasyonun %2 hedefinin üzerinde seyretmesi ve zayıf yenin ithalat maliyetlerini artırması üzerine banka, Mart ayında negatif faizden çıkarak ilk faiz artırımını yaptı. Temmuz ayında ise politika faizini 15 baz puan artırarak %0,25'e yükseltti. Piyasalar, yıl sonuna kadar bir artırım daha bekliyordu. Eylül toplantısında faiz sabit tutuldu, ancak tartışmalar bankanın içinde daha hızlı normalleşme yanlısı bir kanadın olduğunu gösteriyor.
Tutanaklara göre, hükümetten gelen itirazlar sadece siyasi değil, aynı zamanda ekonomik gerekçelere dayanıyordu. Hükümet, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin borç maliyetlerinin artmasından endişe ediyor. Ayrıca, Çin ekonomisindeki yavaşlama ve küresel ticaretteki belirsizlikler, Japonya'nın ihracata dayalı büyümesini tehdit ediyor. Başbakan Fumio Kishida'nın ekonomik danışmanları, faiz artırımının zamanlamasının çok kritik olduğunu ve acele edilmemesi gerektiğini vurguladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Japonya'nın para politikası, küresel piyasalar için büyük önem taşıyor. Uzun süre devam eden düşük faiz ortamı, yen carry trade olarak bilinen ve küresel risk iştahını besleyen bir mekanizmayı ayakta tutuyordu. BOJ'un faiz artırımı, bu pozisyonların çözülmesine ve küresel piyasalarda dalgalanmalara yol açabilir. Nitekim Temmuz ayındaki artırım sonrası yen hızla değer kazanmış, ancak ardından tekrar zayıflamıştı. Eylül'de faiz artırımının ertelenmesi, yen üzerindeki baskının devam etmesine neden oldu. Bu durum, Japonya'nın ihracat rekabetçiliğini artırsa da, enerji ve gıda ithalatına bağımlı olan ülke için enflasyonu körükleyebilir.
Asya-Pasifik bölgesinde ise, Japonya'nın politikası diğer merkez bankalarını da etkiliyor. Çin Merkez Bankası (PBOC), ekonomik yavaşlamayla mücadele ederken faiz indirimlerine gidiyor. Güney Kore Merkez Bankası ise faizleri sabit tutarak Fed'in adımlarını izliyor. Japonya'nın temkinli duruşu, bölgede bir para politikası ayrışmasına işaret ediyor. Küresel ölçekte ise, ABD Merkez Bankası (Fed) faiz indirim döngüsüne başlarken, BOJ'un normalleşme sürecini yavaşlatması, dolar/yen paritesinde oynaklığı artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya Merkez Bankası'nın faiz politikası, doğrudan Türkiye'yi etkilemese de küresel sermaye akımları ve risk iştahı üzerinden dolaylı etkiler yaratıyor. BOJ'un ultra gevşek para politikasından çıkışı, küresel tahvil getirilerini yükselterek gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışını azaltabilir. Türkiye gibi yüksek dış finansman ihtiyacı olan ülkeler için bu, borçlanma maliyetlerinin artması anlamına gelir. Ayrıca, yenin değer kazanması, Japonya'nın Türkiye'ye yönelik doğrudan yatırımlarını ve turist sayısını etkileyebilir. Türkiye, ihracatta Japonya ile sınırlı bir rekabete sahip olsa da, Asya pazarındaki talep koşulları dolaylı olarak Türk ihracatçısını etkileyebilir. Bu nedenle, BOJ'un atacağı adımlar, Türkiye'nin makroekonomik istikrarı ve dış finansman bulma kabiliyeti açısından izlenmelidir.