Bank of America Corp. stratejistlerine göre, yatırımcılardaki iyimserlik o kadar uç noktalara ulaştı ki, riskli varlıklara maruziyetin azaltılmaya başlanmasının zamanı geldi. Küresel fon yöneticileriyle yapılan son anket, piyasa duyarlılığının 2021'in sonlarından bu yana en yüksek 'boğa' seviyesine çıktığını ortaya koydu. Anket sonuçları, yatırımcıların hisse senetleri ve diğer riskli varlıklara olan güveninin, ABD ekonomisinin resesyondan kaçınacağı ve merkez bankalarının faiz indirimlerine başlayacağı beklentileriyle beslendiğini gösteriyor. Ancak stratejistler, bu aşırı iyimserliğin piyasalar için bir 'kontra gösterge' (ters gösterge) olabileceği konusunda uyarıyor ve yatırımcıların portföylerini yeniden dengelemelerini öneriyor.
Anketin Detayları ve Piyasa Duyarlılığı
Bank of America tarafından 16-22 Mart tarihleri arasında, küresel çapta 284 fon yöneticisiyle gerçekleştirilen ve toplam 744 milyar dolarlık varlığı yöneten katılımcıları kapsayan ankete göre, nakit seviyeleri %3,9'a geriledi. Bu oran, 2021 yılının Ekim ayından bu yana en düşük seviye olarak kaydedildi. Nakit seviyelerindeki bu düşüş, yatırımcıların paralarını piyasada daha riskli varlıklara yönlendirdiğine işaret ediyor. Aynı zamanda, hisse senedi alımı yönündeki net yatırımcı oranı, bankanın tarihsel ortalamasının üzerinde seyrederek %37 ile iki yıldan uzun süredir görülen en yüksek seviyeye çıktı.
Ankette yatırımcıların yarısından fazlası (%52), küresel ekonominin gelecek 12 ay içinde resesyona girmeyeceğini öngörüyor. Bu iyimserlik, özellikle ABD'de enflasyonun düşüş eğilimine girmesi ve Federal Rezerv'in faiz artırımlarına son vererek bu yıl içinde faiz indirimlerine başlayacağı beklentisiyle güçleniyor. Yatırımcıların %76'sı, merkez bankalarının faiz indirimlerine başlamasının en olası katalizör olduğunu düşünüyor. Bu beklentiler, özellikle teknoloji hisseleri başta olmak üzere riskli varlıklara olan talebi artırıyor.
Ancak stratejistler, bu aşırı iyimserliğin tehlikeli bir seviyeye ulaştığını savunuyor. Bank of America Baş Yatırım Stratejisti Michael Hartnett, müşterilere gönderdiği notta, "Anketimizdeki duyarlılık göstergesi, 2021'in zirvelerine yaklaşarak satış sinyali veriyor. Yatırımcıların bu denli aşırı iyimser olduğu dönemlerde, piyasa genellikle bir düzeltme yaşama eğilimindedir" ifadelerini kullandı. Hartnett, bu tür aşırı pozisyonlanmanın, özellikle olumsuz sürprizlerin yaşanması durumunda piyasaların daha kırılgan hale geldiğini belirtiyor.
Küresel Ekonomik Görünüm ve Riskler
Ankete katılan fon yöneticileri, en büyük 'kalabalık işlem' (crowded trade) olarak uzun teknoloji hisselerini gösteriyor. Bu durum, yatırımcıların büyük ölçüde aynı yönde bahis yaptığına ve olası bir geri çekilmede bu pozisyonların hızla kapatılabileceğine işaret ediyor. Ayrıca, küresel jeopolitik riskler, özellikle Rusya-Ukrayna savaşının devam etmesi ve Çin ekonomisindeki yavaşlama, piyasadaki belirsizliklerin başlıca kaynakları olarak öne çıkıyor. Ancak yatırımcılar, bu risklere rağmen piyasa görünümünün olumlu olmaya devam ettiğini düşünüyor.
Öte yandan, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) bu yıl üç kez faiz indirimine gideceğine dair güçlü bir beklenti bulunuyor. Bu beklenti, hem hisse senedi piyasalarını hem de tahvil piyasalarını destekliyor. Ancak bazı analistler, enflasyonun yapışkan seyredebileceğini ve Fed'in bu yıl faiz indirimlerine başlayamayabileceğini öne sürüyor. Bu durumda, piyasalarda hayal kırıklığı yaşanabilir. Bank of America anketi, yatırımcılar arasında bu tür bir riskin de farkında olunduğunu, ancak çok sayıda katılımcının bu senaryonun olası olmadığını düşündüğünü ortaya koyuyor.
Anket ayrıca, yatırımcıların %67'sinin küresel kâr marjlarının önümüzdeki 12 ay içinde artacağını beklediğini gösteriyor. Bu iyimserlik, şirket karlarındaki güçlü artış beklentilerinden kaynaklanıyor. Ancak bu beklentilerin gerçekleşmemesi durumunda, hisse değerlemelerinin yüksek seviyelerde kalması, piyasalar üzerinde baskı oluşturabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, küresel piyasalardaki aşırı iyimserliğin ve risk iştahının Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler üzerinde dolaylı etkileri olabileceğini gösteriyor. Küresel fonların riskli varlıklara yönelmesi, Türkiye gibi ülkelere portföy akışlarını kısa vadede artırabilir. Ancak aşırı iyimserliğin ardından gelen olası bir piyasa düzeltmesi, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye çıkışlarını hızlandırabilir. Bu durum, Türk Lirası üzerinde baskı yaratabilir ve finansal istikrarı etkileyebilir. Türkiye'nin, küresel piyasalardaki dalgalanmalara karşı dikkatli bir makro ihtiyati politika yürütmesi ve yabancı yatırımcı güvenini sürdürecek yapısal reformları hayata geçirmesi önem taşıyor. Ayrıca, Türkiye'nin enerji fiyatlarındaki düşüşten ve Avrupa ekonomisindeki olası toparlanmadan olumlu etkilenme potansiyeli, bu küresel resmin bir parçası olarak değerlendirilebilir.