Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yürütülen bir soruşturma, Sudan'da savaş suçlarıyla anılan Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (RSF) geçen yıl kuşatma altına alarak ele geçirdiği bir kentte toplu cinayetler, kadın ve kız çocuklarının kaçırılması, toplu tecavüzler ve zorla açlık gibi insanlık dışı eylemler gerçekleştirdiğini ve bu eylemlerin kasıtlı bir politika olarak soykırım oluşturduğunu 8 Temmuz'da Cenevre'de açıkladı.
RSF'nin vahşeti: Soykırım iddiasının ayrıntıları
BM raporu, RSF'nin Darfur bölgesindeki El Cineyna kentinde 2023 yılında gerçekleştirdiği operasyonlara odaklanıyor. Rapora göre, RSF milisleri kenti kuşatarak sivilleri hedef almış, etnik temizlik amacıyla Afrikalı kabilelere mensup binlerce kişiyi öldürmüştür. Özellikle Masalit, Fur ve Zaghava gibi etnik gruplara yönelik saldırılarda, yaşlılar, kadınlar ve çocuklar dahil olmak üzere sivillerin sistematik olarak katledildiği belirtiliyor. Kadınlar ve kız çocukları, cinsel kölelik amacıyla kaçırılırken, birçoğu toplu tecavüze uğramış ve hamile bırakılmıştır. Ayrıca, kentin su ve gıda kaynaklarının kesilmesiyle yüz binlerce kişi açlık ve susuzlukla karşı karşıya kalmıştır.
BM İnsan Hakları Konseyi tarafından görevlendirilen bağımsız soruşturma ekibi, RSF'nin eylemlerinin 'soykırım niyeti' taşıdığını ve uluslararası hukuka göre soykırım suçu oluşturduğunu vurguluyor. Raporda, RSF lideri General Muhammed Hamdan Dagalo'nun (Hemetti) bu eylemleri doğrudan emrettiği veya teşvik ettiği yönünde kanıtlar bulunduğu ifade ediliyor. RSF'nin, Sudan ordusuyla 2023 Nisan ayından bu yana süren iç savaşta, Darfur bölgesinde kontrolü ele geçirmek için bu yöntemleri kullandığı belirtiliyor.
Sudan'daki krizin bölgesel ve küresel boyutları
Sudan'daki çatışma, yalnızca ülke sınırları içinde değil, bölgesel istikrar açısından da ciddi sonuçlar doğuruyor. Darfur'daki şiddet olayları, komşu ülkelere (Çad, Güney Sudan, Mısır) büyük bir mülteci akınına yol açmıştır. BM verilerine göre, çatışmalar nedeniyle 7 milyondan fazla kişi yerinden edilmiş, yaklaşık 2 milyon kişi ise komşu ülkelere sığınmıştır. Bu durum, bölgedeki kırılgan devletlerin kaynaklarını daha da zorlamakta ve insani krizi derinleştirmektedir. Ayrıca, RSF'nin altın madenleri ve diğer doğal kaynaklar üzerindeki kontrolü, çatışmanın ekonomik boyutunu da ortaya koyuyor. Küresel anlamda, uluslararası toplum Sudan'daki krize müdahale konusunda bölünmüş durumda: Batılı ülkeler RSF'ye yaptırım uygularken, Rusya ve Çin gibi aktörler ise askeri ve ekonomik çıkarları doğrultusunda farklı pozisyonlar almaktadır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sudan'daki bu gelişmeler, Türkiye'nin Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesindeki stratejik çıkarlarını doğrudan etkilemektedir. Türkiye, Sudan'da askeri üs ve kalkınma projeleriyle varlık göstermekte; aynı zamanda RSF'ye yakınlığıyla bilinen bazı aktörlerle de temas halindedir. Soykırım iddiaları, Ankara'nın bölgedeki denge politikasını zorlayabilir; insani krizin büyümesi ise Türkiye'nin bölgeye yönelik yardım programlarını ve diplomatik girişimlerini artırmasını gerektirebilir. Ayrıca, Sudan'daki istikrarsızlık, Doğu Afrika'dan Avrupa'ya uzanan göç yollarını etkileyerek Türkiye üzerindeki düzensiz göç baskısını artırabilir. Bu nedenle, BM raporunun yarattığı uluslararası baskı, Türkiye'nin Sudan politikasını yeniden gözden geçirmesine neden olabilir.