ABD yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) Başsavcısı Tomoko Akane'ye yaptırım uygulama kararı aldı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio tarafından yapılan açıklamada, Akane'nin yanı sıra bazı üst düzey ICC yetkililerinin de yaptırım listesine eklendiği belirtildi. Rubio, bu kişilerin, rızaları olmayan ülkelerin yetkilileri hakkında soruşturma, tutuklama veya kovuşturma girişimlerinde doğrudan yer aldıklarını ifade etti. Karar, ABD'nin ICC'ye yönelik uzun süredir devam eden karşıtlığının en son adımı olarak değerlendiriliyor.
Yaptırımın Gerekçesi ve Kapsamı
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yazılı açıklamasına göre, Başsavcı Tomoko Akane ve üst düzey ICC yetkilileri, ABD vatandaşlarına ve müttefiklerine yönelik soruşturmalar nedeniyle hedef alındı. Rubio, bu kişilerin, 'hükümetlerinin ICC yargı yetkisini kabul etmediği yetkilileri soruşturma, tutuklama, gözaltına alma veya kovuşturma çabalarına doğrudan dahil olduklarını' savundu. ABD'li bakan, bu adımların, ICC'nin yetkisini kötüye kullanmasına karşı bir caydırıcılık oluşturmayı amaçladığını belirtti. Açıklamada, söz konusu yaptırımların, vize kısıtlamaları ve ABD'deki mal varlıklarının dondurulmasını içerdiği ifade edildi.
Tomoko Akane, 2021 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı olarak göreve başladı. Japonya'nın ilk kadın Başsavcısı olan Akane, daha önce savcılık ve hakimlik görevlerinde bulunmuş, uluslararası ceza hukuku alanında tanınmış bir isim. Akane'nin görev süresi boyunca, özellikle Filistin toprakları ve Afganistan'daki durumlara ilişkin soruşturmalar, ABD ile ICC arasındaki gerilimi artırmıştı. ABD, ICC'nin bu soruşturmalarının, kendi vatandaşları ve müttefiklerine yönelik haksız bir muamele olduğunu savunuyor.
ABD'nin bu kararı, uluslararası hukuk ve insan hakları örgütlerinin tepkisini çekti. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), yaptırımların, uluslararası ceza adaletini zayıflatacağını ve soykırım, savaş suçu gibi ağır suçların cezasız kalmasına yol açabileceğini belirtti. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ise yaptığı açıklamada, AB'nin ICC'ye tam destek verdiğini ve ABD'nin kararını endişeyle karşıladığını ifade etti.
ABD-ICC Geriliminin Tarihçesi
ABD, ICC'yi kuruluşundan bu yana eleştirmiş ve ülke olarak mahkemeye taraf olmamıştır. 2002 yılında yürürlüğe giren Roma Statüsü'nü imzalamayan ABD, ICC'nin Amerikan askerleri ve yetkilileri üzerinde yargı yetkisi kullanmasına şiddetle karşı çıkmaktadır. Bu karşıtlık, 2020 yılında dönemin Başkanı Donald Trump döneminde daha da belirginleşmişti. Trump yönetimi, ICC'nin Afganistan'daki savaş suçu iddialarına ilişkin soruşturması sonrasında dönemin Başsavcısı Fatou Bensouda'ya yaptırım uygulamıştı. Joe Biden yönetimi ise 2021 yılında bu yaptırımları kaldırmıştı.
Ancak bu kez, Trump yönetiminin yeniden göreve gelmesiyle birlikte, ABD'nin ICC'ye yönelik tutumu yeniden sertleşti. Başkan Trump, göreve gelmesinin hemen ardından, ICC'ye yönelik yaptırımları yeniden yürürlüğe koyan bir kararname imzalamıştı. Bu kararname, ABD'nin müttefikleri de dahil olmak üzere, ICC personeline ve onlara yardım edenlere karşı ekonomik ve seyahat yaptırımları uygulanmasını öngörüyordu. Tomoko Akane ve üst düzey yetkililere yönelik bu son adım, söz konusu kararnamenin bir gereği olarak hayata geçirildi.
Uzmanlar, ABD'nin bu yaptırımlarının Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin işleyişini ciddi şekilde etkileyebileceği görüşünde. Mahkeme'nin finansmanı ve personel hareketliliği üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği belirtiliyor. Ayrıca, bu durumun diğer ülkelerin ICC'ye olan güvenini sarsabileceği ve uluslararası ceza adaletinin etkinliğini azaltabileceği ifade ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin kurucu anlaşması olan Roma Statüsü'nü imzalamamış ülkeler arasında yer alıyor. Bu nedenle, ABD'nin ICC'ye yönelik yaptırımları Türkiye'yi doğrudan etkilemese de, uluslararası hukukun ve ceza adaletinin geleceği açısından önemli bir gelişmedir. Türkiye, zaman zaman uluslararası mahkemelerin kararlarına eleştirel yaklaşan bir tutum sergiliyor. Özellikle, terörle mücadele ve güvenlik gibi konularda uluslararası yargı organlarının kendi çıkarlarını gözetmediğini düşünen Türkiye, bu tür yaptırımların mahkemelerin siyasallaşmasına yol açabileceği endişesini taşıyor. Ancak, Türkiye'nin bu konuda net bir tutum belirlemesi, uluslararası hukuktaki gelişmeleri yakından takip etmesi ve bölgesel istikrar açısından dengeli bir yaklaşım sergilemesi önem taşıyor. ABD'nin bu kararı, uluslararası toplumda tartışma yaratırken, Türkiye'nin de dahil olduğu pek çok ülkenin benzer değerlendirmeler yapması bekleniyor.