Birleşmiş Milletler (BM), İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in, beraberindeki aşırı sağcı grupla birlikte işgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa yerleşkesine düzenlediği baskının, Kudüs'teki kutsal mekanların statükosu açısından “çok tehlikeli” olduğunu duyurdu. BM Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland tarafından yapılan açıklamada, bu tür eylemlerin bölgede gerilimi tırmandırabileceği ve mevcut hassas dengeleri bozabileceği vurgulandı. Wennesland, tarafları statükoya saygı göstermeye ve provokasyonlardan kaçınmaya çağırdı.
Baskının Arka Planı ve Gelişmeler
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, 13 Nisan 2025 tarihinde, yanında aşırı sağcı grupların temsilcileriyle birlikte Mescid-i Aksa yerleşkesine girdi. Ben-Gvir, bu ziyareti sırasında Yahudilerin bölgede ibadet etme hakkını savunduğunu belirterek, Filistinliler üzerinde baskı yaratmayı amaçladı. Bu, Ben-Gvir'in bakan olarak atanmasından bu yana Mescid-i Aksa'ya yaptığı ilk ziyaret değil; ancak bu kez beraberindeki grubun büyüklüğü ve söylemlerinin sertliği dikkat çekti. İsrail polisi, bölgede güvenlik önlemlerini artırırken, Filistinli yetkililer bu eylemi “savaş ilanı” olarak nitelendirdi.
Filistin Yönetimi ve Hamas, baskını şiddetle kınayarak, uluslararası toplumu İsrail'i durdurmaya çağırdı. Ürdün Dışişleri Bakanlığı da, Mescid-i Aksa'nın statüsünün korunmasının bölgesel barış için hayati önemde olduğunu belirterek, İsrail'i sorumlu davranmaya davet etti. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi Körfez ülkeleri de benzer kınama mesajları yayımladı. Mısır ise tarafları sükunete çağırarak, arabuluculuk çabalarını yoğunlaştırdı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Mescid-i Aksa baskını, sadece Filistin-İsrail çatışmasını değil, aynı zamanda bölgesel jeopolitiği de etkileyen bir olay haline geldi. Özellikle İsrail ile normalleşme anlaşmaları imzalayan Ürdün ve Körfez ülkeleri, bu tür provokasyonların süreci sekteye uğratabileceğinden endişe ediyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, tüm tarafları kutsal mekanların statükosunu korumaya çağırdı ve gerilimi artıracak adımlardan kaçınılmasını istedi. Avrupa Birliği de benzer bir çağrıda bulunarak, bölgede barışçıl bir çözüm için diyaloğun sürdürülmesinin önemini vurguladı.
Uzmanlar, Ben-Gvir gibi aşırı sağcı isimlerin hükümette yer almasının, İsrail-Filistin çatışmasının temel dinamiklerini değiştirmese de, kısa vadede gerilimi artırabileceğini belirtiyor. Özellikle Ramazan ayına denk gelen bu baskın, Filistinliler arasında öfkeye yol açarken, olası bir ayaklanma veya şiddet sarmalının fitilini ateşleyebilir. Bölgedeki dini hassasiyetlerin yönetilmesi, uluslararası toplum için giderek daha kritik hale geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Mescid-i Aksa baskınını sert bir dille kınamış ve Filistin davasına olan desteğini yinelemiştir. Bu gelişme, Türkiye'nin İsrail ile son dönemdeki normalleşme çabalarını olumsuz etkileyebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kudüs'ün statüsünün korunmasını Türk dış politikasının öncelikleri arasında görmektedir. Ayrıca, bölgedeki tansiyonun yükselmesi, Türkiye'nin enerji ve ticaret rotaları üzerindeki istikrarsızlık riskini artırabilir. Türkiye, hem Filistinli gruplar nezdindeki arabuluculuk rolünü hem de bölgesel bir güç olarak istikrarı sağlama çabalarını bu tür olaylar karşısında sürdürmek durumundadır.