Birleşmiş Milletler, İsrail yerleşimcilerinin 2026 yılında işgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik şiddetinin 2.500 kişiyi yerinden ettiğini açıkladı. İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) tarafından yayımlanan rapora göre, yerinden edilenlerin çoğu, yerleşimci saldırıları sonucu evlerini terk etmek zorunda kalan ve yıkımlarla karşı karşıya kalan kırsal topluluklarda yaşıyor. Bu rakam, işgal altındaki topraklarda artan yerleşimci şiddetinin Filistinli siviller üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne seriyor.
Yerinden Edilmenin Arka Planı
Rapora göre, yerinden edilme vakaları, yerleşimci şiddeti, ev yıkımları, arazi kamulaştırmaları ve Filistin topluluklarına yönelik sistematik baskılar nedeniyle gerçekleşti. Özellikle Hebron, Nablus, Ramallah ve Kudüs çevresindeki bölgelerde yoğunlaşan saldırılar, Filistinli çoban ve çiftçi ailelerin yüzyıllardır yaşadıkları toprakları terk etmelerine yol açıyor. OCHA, 2026 yılında yerleşimci saldırılarında önemli bir artış olduğunu ve bu saldırıların çoğunun İsrail güvenlik güçlerinin gözü önünde gerçekleştiğini vurguladı. Uluslararası hukuka göre tüm İsrail yerleşimleri yasa dışı sayılıyor ve yerleşimci şiddeti, İsrail'in işgalci güç olarak Filistinli sivilleri koruma yükümlülüğünü ihlal ediyor.
Yerinden edilen Filistinlilerin büyük bölümü, yakınlardaki köylere veya mülteci kamplarına sığınıyor. Ancak bu bölgelerde de temel hizmetlere erişim, barınma ve gıda güvenliği sorunları yaşanıyor. İnsani yardım kuruluşları, artan ihtiyaçlara karşı yeterli fon ve erişim sağlamakta zorlanıyor. İsrail yönetimi, yerleşimci şiddetini genellikle "milliyetçi suçlar" olarak nitelendirse de, soruşturmaların büyük çoğunluğu sonuçsuz kalıyor ve failler cezalandırılmıyor. Bu durum, cezasızlık kültürünün yerleşimci saldırılarını daha da cesaretlendirdiği eleştirilerini beraberinde getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Batı Şeria'daki yerinden edilme, yalnızca insani bir kriz değil, aynı zamanda bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. İsrail'in yerleşim genişlemesi ve yerleşimci şiddeti, iki devletli çözüm umutlarını giderek zayıflatıyor. Filistin yönetimi, uluslararası toplumu acil önlem almaya çağırıyor. Avrupa Birliği ve bazı ülkeler, yerleşimci şiddetinden sorumlu kişilere yönelik yaptırımlar uygulamaya başladıysa da, bu adımların caydırıcılığı sınırlı kalıyor. ABD yönetimi ise yerleşimci şiddetini kınarken, İsrail'e yönelik eleştirilerde dengeli bir dil kullanmayı sürdürüyor. BM Güvenlik Konseyi'nde ise konuyla ilgili bağlayıcı karar alma çabaları, veto tehditleri nedeniyle tıkanıyor.
Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve çeşitli insan hakları örgütleri, yerinden edilmenin uluslararası insancıl hukukun ihlali anlamına geldiğini belirtiyor. Özellikle Doğu Kudüs'teki Şeyh Cerrah ve Silvan mahallelerinde yaşanan tahliye ve yerleşimci el koyma vakaları, Filistinlilerin kendi topraklarında azınlık durumuna düşürülmesi endişesini artırıyor. 2026 yılında kaydedilen 2.500 yerinden edilme rakamı, geçmiş yıllara kıyasla ciddi bir artışa işaret ediyor ve mevcut politikaların sürdürülmesi halinde bu sayının daha da yükselmesinden korkuluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destek ve İsrail'in işgal politikalarına yönelik eleştirileriyle biliniyor. Batı Şeria'daki yerinden edilme, Ankara'nın insani diplomasi ve uluslararası platformlarda Filistin lehine yürüttüğü çabaları doğrudan etkiliyor. Türkiye, BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi forumlarda İsrail'e yönelik yaptırım ve soruşturma çağrılarını yineleyebilir. Ayrıca, bölgesel istikrarsızlık Türkiye'nin güvenlik ve enerji güzergahları açısından risk oluşturuyor. Artan yerleşimci şiddeti, Türkiye'nin Orta Doğu barış sürecindeki arabuluculuk rolünü zorlaştırırken, Filistinli mültecilere yönelik insani yardım taahhütlerini de gündeme getiriyor.