Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde yürütülen kapsamlı bir soruşturma, İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü askeri operasyonlarda çocukları hedef alarak soykırım suçu işlediği sonucuna vardı. Rapor, 7 Ekim 2023'te başlayan çatışmalarda hayatını kaybedenlerin yaklaşık yüzde 30'unun çocuk olduğunu ortaya koydu. BM İnsan Hakları Konseyi tarafından görevlendirilen bağımsız soruşturma komisyonu, 500'den fazla tanık ifadesi ve binlerce uydu görüntüsü, tıbbi kayıt ve sosyal medya paylaşımını inceledi. Raporda, İsrail güçlerinin sivil altyapıyı, özellikle okul ve hastaneleri kasıtlı olarak hedef aldığı belirtildi.
Soykırım suçlamasının gerekçeleri
Soruşturma komisyonu, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını üç temel gerekçeyle soykırım olarak nitelendirdi: Birincisi, saldırıların Filistinli nüfusu yok etme niyeti taşıdığı; ikincisi, sivil ölümlerinin orantısız ve sistematik olduğu; üçüncüsü ise çocuklar, kadınlar ve yaşlılar gibi hassas grupların bilinçli şekilde hedef alındığı.
Rapora göre, İsrail hava saldırılarında konutlar, okullar ve mülteci kampları vuruldu. Özellikle kuzey Gazze'deki El-Şifa Hastanesi ve çevresine düzenlenen operasyonlarda yüzlerce sivil hayatını kaybetti. Komisyon, İsrail'in 'çifte etki' doktrinini ihlal ederek, askeri hedeflerin sivillere verdiği zararı minimize etme yükümlülüğünü yerine getirmediğini vurguladı.
Uluslararası hukuk ve bölgesel yansımaları
BM raporu, uluslararası toplumda büyük yankı uyandırdı. Raporda, İsrail'in Gazze'deki eylemlerinin 1948 Soykırım Sözleşmesi'nin 2. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Bu madde, 'ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu yok etme niyetiyle işlenen fiilleri' soykırım olarak tanımlıyor. Raporda, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant'ın savaşın ilk günlerinde yaptıkları açıklamalarda 'Amalek'i yok edin' gibi ifadeler kullanarak soykırım niyetini açıkça ortaya koydukları belirtildi.
Raporun yayımlanmasının ardından birçok İslam ülkesi ve uluslararası insan hakları örgütü, İsrail aleyhine Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde (UCM) dava açılması çağrısında bulundu. Öte yandan ABD, İngiltere ve bazı Avrupa ülkeleri raporu 'tek taraflı' ve 'önyargılı' olarak nitelendirerek reddetti. İsrail Dışişleri Bakanlığı ise raporu 'antisemitik bir iftira' olarak değerlendirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
BM raporu, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği diplomatik desteği güçlendirecek önemli bir belge niteliği taşıyor. Ankara, savaşın başından bu yana İsrail'e yönelik sert eleştirilerde bulunurken, ticari yaptırımlar da uygulamıştı. Rapor, Türkiye'nin UCM'ye başvuru veya İsrail ile diplomatik ilişkileri yeniden değerlendirme gibi adımlarını hızlandırabilir. Bölgesel düzeyde ise bu rapor, Türkiye'nin İran ve Katar ile koordineli bir Filistin politikası izlemesine zemin hazırlayabilir. Ancak Ankara, ABD ile ilişkilerini de göz önünde bulundurarak, soykırım suçlamasını doğrudan diplomatik bir koz olarak kullanmak yerine, insani yardımların devamlılığı ve iki devletli çözümün yeniden canlandırılması için bir araç olarak değerlendirebilir.