Birleşmiş Milletler (BM), insani yardım çalışanlarına yönelik saldırıların 2025 yılında rekor seviyeye ulaştığını açıkladı. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA) yayımladığı verilere göre, geçen yıl dünya genelinde en az 281 yardım çalışanı hayatını kaybetti; bu sayı, kayıtların tutulmaya başlandığı 1997'den bu yana en yüksek yıllık can kaybı olarak kayıtlara geçti. Raporda özellikle Gazze Şeridi'ndeki durumun vahim boyutlara ulaştığı belirtilirken, bölgenin üçüncü kez üst üste insani yardım çalışanları için en ölümcül yer olduğu ifade edildi. 2025'te Gazze'de 186 yardım görevlisi yaşamını yitirdi; bu sayı, toplam can kaybının üçte ikisinden fazlasını oluşturuyor.
Gelişmenin arka planı
OCHA'nın verilerine göre, 2025'teki saldırıların büyük bir kısmı çatışma bölgelerinde yaşandı. Gazze'deki can kayıplarının yanı sıra Sudan, Güney Sudan, Ukrayna ve Myanmar gibi ülkelerde de yardım çalışanları hedef alındı. Sudan'da iç savaşın sürdüğü bölgelerde en az 36 yardım görevlisi öldürülürken, bu sayı ülkedeki çatışmaların yoğunluğunu gözler önüne seriyor. Raporda, saldırıların çoğunun kasıtlı olarak düzenlendiğine dikkat çekilerek, tarafların uluslararası insani hukuka uyma yükümlülüğünü ihlal ettiği vurgulandı.
BM Genel Sekreteri António Guterres, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Bu rapor, insani yardım çalışanlarının karşı karşıya kaldığı korkunç tehditlerin bir yansımasıdır. Bu kişiler, hayatlarını riske atarak başkalarının hayatını kurtarmaya çalışıyor; onlara yönelik saldırılar kabul edilemez" ifadelerini kullandı. Guterres, uluslararası topluma, yardım çalışanlarının korunması ve çatışma taraflarının hesap vermesi için daha güçlü adımlar atma çağrısında bulundu.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu tablo, küresel insani krizlerin derinleştiğine işaret ediyor. Dünya genelinde zorla yerinden edilmiş kişi sayısı 120 milyonu aşarken, yardım kuruluşları kaynak yetersizliği ve güvenlik riskleri nedeniyle büyük zorluklarla karşılaşıyor. Özellikle Gazze'de insani yardımın ulaştırılmasındaki engeller, bölgedeki açlık ve hastalık riskini artırıyor. Batı Şeria Doğu Kudüs'ü de kapsayan işgal altındaki Filistin topraklarında yardım kuruluşları, İsrail'in askeri operasyonları ve kısıtlamalar nedeniyle çalışma sahalarının daraldığını belirtiyor.
Uzmanlar, bu durumun insani yardım sisteminin sürdürülebilirliğini tehdit ettiğini savunuyor. Yardım kuruluşları, şiddet olaylarının artması halinde bölgelerden çekilmek zorunda kalabileceklerini, bunun da milyonlarca insanı korumasız bırakacağını ifade ediyor. BM, 2026 için insani yardım çağrısını 45 milyar dolar olarak belirledi; ancak şu ana kadar sadece %20'sinin finanse edildiğini açıkladı. Bu durum, krizlerin büyüklüğü karşısında uluslararası dayanışmanın yetersiz kaldığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, insani diplomasinin önemli aktörlerinden biri olarak, özellikle Gazze'ye yönelik yardım operasyonlarını kesintisiz sürdürüyor. Bu raporda ortaya konan tablo, Türkiye'nin bölgedeki insani çabalarının ne kadar kritik bir boşluğu doldurduğunu teyit ediyor. Türk kuruluşları, güvenlik risklerine rağmen sahadaki varlığını koruyarak, uluslararası toplumun geri çekildiği noktalarda hayati destek sağlıyor. Bu durum, Türkiye'nin bölgesel liderlik rolünü pekiştirirken, insan hakları temelli dış politikasının da altını çiziyor. Ancak artan saldırılar, Türk yardım kuruluşlarının da güvenliğini tehdit ediyor; bu nedenle Türkiye'nin uluslararası platformlarda yardım çalışanlarının korunması için daha güçlü mekanizmalar oluşturulması yönündeki girişimleri büyük önem taşıyor.